
22 Mart olayları
Şubat – Mart – Nisan | ||||||
1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 |
8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 |
15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 |
22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 |
29 | 30 | 31 |
Olaylar
- 1737 – Osmanlı Devleti’nde Sadrazamlığa, Yeğen Mehmed Paşa’nın yerine Hacı İvazzade Mehmed Paşa getirildi.
Yeğen Mehmet Paşa | |
---|---|
Osmanlı Sadrazamı | |
Görev süresi 19 Aralık 1737 – 22 Mart 1739 |
|
Hükümdar | I. Mahmud |
Yerine geldiği | Muhsinzade Abdullah Paşa |
Yerine gelen | Hacı İvaz Mehmed Paşa |
Kişisel bilgiler | |
Doğum | Antalya |
Ölüm | 20 Ağustos 1745 Revan |
Yeğen Mehmet Paşa (d. ?, Antalya – ö. 20 Ağustos 1745, Revan) I. Mahmud saltanatında, 19 Aralık 1737 – 22 Mart 1739 tarihleri arasında; bir yıl, üç ay, dört gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.
Hayatı
Antalya’da doğmuştur. 1697’de idam edilen Sahib ayar Alâiyeli Gül Yusuf Efendi’nin kızkardeşinin oğlu olduğundan “yeğen” lâkabı ile tanınmaya başlanmıştır. Bir müddet Antalya’da mültezimlikle uğraşmış ve sonra İstanbul’a gelmiştir. Maliye hizmetlerinde yetişmiş hacegan sınıfına girmiştir. 1728-29’da İstanbul gümrük eminliği yapmıştır. 1732’de Erzurum valisi olan Topal Osman Paşa’ya kapı kethüdasi olmuştur. 1733’te mevkufatcı; ardından 2. kez gümrük emini; sonra 1736 Avusturya seferine sırasında İstanbul’da sadaret kaymakamı olan Köprülüzade Hafız Ahmet Paşa’nın kethüdası olmuştur. 1737’de Hafız Ahmet Paşa Avusturya eline geçmiş olan Niş kalesinin geri alınması için serdar tayin edilince Yeğen Mehmet Efendi, vezirlik verilerek onun yerine İstanbul sadaret kaymakamı görevine getirilmiştir. 1737’de kapıkulu askeri kış için İstanbul’a dönmüş ve Sadrazam ve serdar-ı ekrem Muhsinzade Abdullah Paşa da görevinden azledilmiştir.
İstanbul sadaret kaymakamlığı sırasında gösterdiği yetenekleri dolayısıyla Yeğen Mehmet Paşa padişah I. Mahmut’un beğenisini kazanmıştı. Böylece 19 Aralık 1738’de Yeğen Mehmet Paşa’ya sadrazamlık görevi verilmiştir.
Yeğen Mehmed Paşa kendinden önceki sadrazamlar gibi çok mütacaviz olan Rusya ve hilekar olarak görülen Avusturya’nın Fransa elçiliği aracılığı yaptıkları sulhçu girişimlere inanmamaktaydı ve bunların Osmanlı ordunun sulh ümidiyle boşu boşuna oyalama oyunu olduğunu düşünmekteydi. Bu nedenle Fransa elçisinin getirdiği teklifleri reddederek yeni savaş mevsimin başında Mart 1738’da Avusturya cephesi serdarlığını da üzerine alarak Avusturya üzerine yürüdü. Rus cephesi serdarlığını görevi Genç Ali Paşa’ya verildi. Ordu Haziran 1738’de Niş’e erişti. Sadrazam buradan Belgrad üzerine yürümek istemekteydi. Ama Niş ve Vidin seraskeri İvazzade Mehmed Paşa’nın Adakale’yi kuşatma için destek istemesi üzerine Adakale üzerine yüründü.
Bu sırada 100.000 kişilik bir Avusturya ordusunun üzerine geldiğini haber alan İvazzade Mehmed Paşa Adakale kuşatmasını bırakıp Muhaddiye Boğazı’na geçti. Daha sadrazam komutasında esas Osmanlı ordusu erişmeden burada yapılan Muhaddiye Muharebesi’nde büyük Avusturya ordusu mağlup edilip çok miktarda ağırlık arkada bırakıp çekildi. İvazzade Mehmed Paşa tekrar Adakale’yi kuşatmaya geçti. Fakat bir müddet sonra İvvazzade Mehmet Paşa bu kuşatmayı kaldırdı. Bunu haber alan Sadrazam Yeğen Mehmet Paşa Fethulislam kalesine gelip burada İvvazzade Mehmed Paşa’yı seraskerlikten azletti. Fakat yerine getirdiği Genç Ali Paşa başarısız kaldı ve Avusturyalılar tekrar Muhaddiye’ye gelip elde edilmiş olan kaleleri geri aldılar. Onlardan kaçan askerlerin Tuna sağ sahillerine geri kaçmalarına İvazzade Mehmed Paşa engel oldu. İvazzade Mehmed Paşa tekrar seraskerliğe getirildi ve Muhaddiye’ye geri dönüp Avusturya ordusunu tekrar orada bozguna uğratıp o tarafları temizledi.
Sadrazam Yeğen Mehmed Paşa Macaristan ve Erdel (Transilvanya)’nın kilit noktası olan Adakale’yi kuşatmaya koyuldu. Tuz Paşa ve Murtaza Paşa komutasında 20.000 kişilik bir güç Erdel ve Temaşvar üzerine akın yaptı ve diğer bir akıncı grup Belgrad üzerine gönderildi. Üç ay süren kuşatmadan sonra Adakale Ağustos 1738’de teslim oldu.
Bu sırada Rusya’da esir olan Yahya Paşa Rusların sulh istediklerini bildirmişti. Ordu o yılki seferden sonra İstanbul’a döndü. Sadrazam Belgrad’ın geri alınması için çok ciddi hazırlık yapmaya başladı. Bu sırada Fransa’nın aracılığıyla Avusturya, Pasarofça Antlaşması sınırlarına dönülmesi şartıyla sulh istedi. Sadrazam, Kardinal Flori’nin barış aracılığı teklifini içeren mektubunu getirmiş olan Fransa elçisini kabul etmeyerek, büyük azimle hazırlığına devam etti ve Belgrat ile Temeşvar’in iadesi şartıyla sulh yapmak istiyordu. I. Mahmut, İstanbul’a gelmiş olan Kırım Hanı II. Mengli Giray’dan barış antlaşması veya savaşa devam edilmesi hakkındaki fikrini sorduğunda ondan hazır Osmanlılara galip durumda iken sulh yapılmasının uygun gördüğü yanıtını aldı. Sadrazam Yeğen Mehmed Paşa özellikle Rusların iki kere Kırım’ı işgal ve yağma etmelerinden sonra Kırım hanının bu mütelaasını çok üzücü gördü. Sadrazam Belgrad’ın mutlaka geri alınmasını istemekteydi. Devletin diğer ileri gelen ricali de sulhe taraftar oldukları için savaş taraflısı olan Yeğen Mehmet Paşa adeta yalnız kalmıştı.
Özellikle pâdışâhin çok yakın danışmanı olan ve onun üzerinde çok etkisi olan kızlarağası Hacı Beşir Ağa’nın savaşa karşı gelmesi sadrazamı çok düşündürmekteydi. Sadrazam yakınlarına “ordu çıkınca kızlar ağasının hakkından gelirim” demişti ve onlar da bunu Beşir Ağa’ya yetiştirmişlerdi. Beşir Ağa hemen ona karşı harekete geçti. 23 Mart günü kapıkulu askerleri tüm hazırlıklarını bitirmişler ve yola çıkmak için Davutpaşa’ya gitmek üzere idiler. Tam o gün Beşir Ağa onu azletirme tertipleri yaptı. Sadrazam güya cirit oyunu seyretmek üzere Gülhane’ye davet edildi. Yeğen Mehmet Paşa oraya vardığında silâhdar ağa kendisinden mühr-ü humâyün istedi ve sadrazamlıktan birdenbire azil edildi. Bostancıbaşıya teslim edildi ve Balıkhane mevkiinde tutuklandı. Yerine Vidin tarafı seraskeri Hacı İvazzade Mehmet Paşa’ya sadrazamlık görevi verildi.
Yeğen Mehmet Paşa, tutuklamasından sonra sürgün olarak Sakız adasına gönderildi. Sonra affedilip 1740’ta Girit valiliğine gönderildi. Şubat 1742’de Girit Valiği eski sadrâzam Silâhtar Seyyid Mehmet Paşa’ya verildi Yeğen Mehmed Paşa Eğriboz muhafızlığına nakil oldu. 1 Ağustos 1742’da ise kendisinden sonra sadrazam olup, sadrazamlıktan azledilen Hacı İvazzade Mehmet Paşa Eğriboz Muhafızlığına tayin edilince Yeğen Mehmed Paşa’ya Bosna Eyalet valiliği verildi. Ekim 1744 sonlarında ise Bosna’dan alınarak Aydın muhassallığına getirildi.
Doğuda İran Şahı ilan edilen Şah Safi namına Osmanlı topraklarına giren Nadir Şah’a karşı Kars cephesi seraskeri Şehla Ahmet Paşa iken hastalığı dolayısıyla istifa etmişti. Yerine Kars tarafı seraskeri olarak Aralık 1744’te Yeğen Mehmed Paşa, aynı zamanda Anadolu valiliği ile birlikte, tayin edildi. Yeğen Mehmed Paşa 26 Haziran 1745’te Erzurum’dan hareketle Revan (günümüzde Erivan) yanında “Yagorvat” sahrasında siperli ordugahı bulunan Nadir Şah üzerine yürüdü.
Bu etrafı metrisler ile çevrili Nadir Şah ordugah mevkine Osmanlı ordusu 11 Temmuz’da (Hicri 12 Receb’de) erişti. Osmanlı ordusu Nadir Şah’ın İran ordusuna hemen hücuma geçti. İlk gün İranlılar metrislerine geri sürüldüler. Ertesi gün metris çarpışmaları başladı. Metrislerde bu süren çetin çarpışmalar sonucu Osmanlı ordusu birer birer İran metrislerini ele geçirmeye başladı. İranlılar iyice sıkışınca (bir Cumartesi günü olan Hicri 23 Recep’te yani 21 Ağustos’ta) İran ordusunu katı büyük taarruza geçmeye karar verilmişti. Ama Osmanlı ordu komutanları taarruzu planlama toplantılarına ağır hasta olan serasker Yeğen Mehmed Paşa katılamamıştı. Fakat 10.000 mevcutlu süvari leventleri birliği komutanı olan Binbaşı Hacı Nasuh ve deli ve gönüllü kuvvetleri komutanları taarruz yapma aleyhindeydiler. Ertesi gün planlanan taarruz başladı, ama çok geçmeden serasker Yeğen Mehmed Paşa’nın bir gün önce (yani 20 Ağustos’ta) hastalıktan kurtulamadan vefat ettiği haberi orduya yayıldı. Öğle vakti süvari leventleri ve bazı deli ve gönüllü birlikleri taarruzdan geri dönmeye başladılar. Bu ordunun diğer kollarına da sirayet etti, onlar da dağılıp geri çekilmeye başladılar. Galebe beklenirken Osmanlı ordusu 21 Ağustos 1745’te Revan Muharebesi’ni 20.000’den daha büyük zayiat verip kaybetti. Mağlup Osmanlı ordusu bozuk düzen içinde Kars’a döndü.
Yeğen Mehmed Paşa’nın cesedi Kars’a getirilip o şehirde defnedilmiştir.
Değerlendirme
Avusturyalı tarihçi olan Hammer, belki de Avusturya’ya karşı zaferlerinden etkilenerek, onu
mutaazzim, şedid, bildiğinden şaşmaz ve inatçı bir vezir
olarak tavsif etmektedir. Revan muharebesi esnasında hasta bulunması, bir gün meselesi olan zaferin elde edilememesine sebep olmuştur.
Kendisini yakından tanıyan Yirmisekizzade Mehmed Said Paşa ise onu çok övmektedir.
Uzunçarşılı ise Yeğen Mehmed Paşa’yı şöyle değerlendirmektedir:
Yeğen Mehmet Paşa ciddî, kadirşinas, vakur, açık sözlü, dürüst tabiatlı ve bu yüzden hiddetli, doğrulara karşı muhabbetli, mürtekip ve mürteşilere karşı düşman olup kalemden yetiştiği halde ordunun zapt ve rabtında ve sevk ve idaresinde muvaffak olmuş bir vezir ve serdardı. Muhtelif vesilelerle hazineden para çekenlere ve suiistimale alışık olanlara karşı gösterdiği şiddet, bu gibi tufeylilerin işlerine gelmediğinden, başka yollarla aleyhine harekete geçmişler ve kızlar ağasının da yardımıyla bu gazi veziri azle muvaffak olmuşlardır.
“Osmanlilar Ansiklopedisi” değerlendirmesi şöyledir.
Dürüst, sert tavırlı, ve açık sözlü (idi).
Eserleri
Kabataş tarafında Ayas Paşa sarayına çıkan Çiftevav sokağının başında bulunan 1732 tarihli çeşme Yeğen Mehmed Paşa’nındır. Samatya’da da bir diğer çeşmesi vardır.
Hacı İvaz Mehmed Paşa | |
---|---|
Osmanlı Sadrazamı | |
Görev süresi 22 Mart 1739 – 23 Haziran 1740 |
|
Hükümdar | I. Mahmud |
Yerine geldiği | Yeğen Mehmed Paşa |
Yerine gelen | Nişancı Şehla Hacı Ahmed Paşa |
Kişisel bilgiler | |
Doğum | Yagodina? |
Ölüm | 1743 İnebahtı |
Çocuk(lar) | İvazpaşazade İbrahim Beyefendi |
Hacı İvaz Mehmed Paşa (ö. 1743, İnebahtı) I. Mahmud saltanatında, 22 Mart 1739 – 23 Haziran 1740 tarihleri arasında bir yıl üç ay iki gün sadrazamlık ve çeşitli valilikler yapmış; 1735-1739 Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı’nda bütün savaşın kaderini etkileyen Hisarcık Muharebesi’ni kazanmış, Osmanlı devlet adamıdır.
Hayatı
Yagodna doğumlu olup oranın sakinlerinde olan Nasrullah’ın oğludur. Sicill-i Osmani’ye göre lakabını “nice evladın ivazı olmakla” almıştır. İstanbul’a gelip Kel Yusuf Efendi yanına girdi. Sonra Alaiyeli Ebubekir Efendi’nin kethüdası oldu. 1731’de İstanbul gümrük eminliğine getirilip bu görevle Yeğen Mehmed Ağa ile halef-selef oldu. Sonra başbaki kulu ve 1732’de çavuşbaşı oldu. Temmuz 1735’te Hekimoğlu Ali Paşa’nın ilk sadrazamlıktan azli ile yeni sadrazam olarak Gürcü İsmail Paşa’nın sadarete getirilmesi zaman aralığında rikab-ı hümayun kaymakamlığı yaptı.
O yıl 25 Ekim 1735’te Vidin kalesi muhafızlığı yapmak şartı ile Niğbolu sancak beyi görevine atandı. 1738’de Adakale kuşatmasını gerçekleştirdi. Fakat serasker olan Yeğen Mehmed Paşa bunun kendisine haber verilmeden yapıldığı için İvaz Mehmed Paşa’yı görevinden aldı. Temmuz 1738’de tekrar eski görevine geri getirilmek teklifine ret cevabı vermesi dolayısıyla ordu kadısı kıyafet değiştirerek “Ben giderim” diye bu tutumun alaylı tarafını göstermesinden sonra, tekrar Vidin Kalesi muhafızlık görevine getirildi.
Mart 1739’da Sadrazam Yeğen Mehmet Paşa sadaretten azledilmişti. Sadaret mührü İvaz Mehmet Paşa’ya sınıra gönderildi. Bu görev yanında serdar-ı ekrem görevi de ona verilmişti. 1735-1739 Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı devam etmekte idi ve Osmanlı devleti iki cephede savaşmaktaydı. Osmanlı ordusu 1739 yılı seferine çıkmak üzere 10 Nisan 1739’da Davutpaşa’dan ayrıldı. Serasker olan İvaz Mehmed Paşa orduyla tekrar Avusturya cephesine önem verdi. 22 Temmuz 1739’da, Viyana’da büyük şok yaratırcasına, Belgrad yakınlarında yapılan Hisarcık Muharebesi’nde Hacı İvaz Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Avusturya ordusuna karşı büyük bir galibiyet aldı. Bu hezimet o zamana kadar Osmanlılara karşı yaptıkları son savaşlarda komutanları Savoy’lu Prens Eugen’in stratejik dehası hakkında Avusturyalıların övünmelerini sona erdirmiş oldu. Belgrad kalesi Osmanlı ordusu tarafından kuşatıldı ve Belgrad tekrar Osmanlıların eline geçti. Tuna Nehri kıyılarında önemli kale mevkileri olan Semendire (şimdi Sırbistan’da Smederevo) ve Adakale’yi (şimdi Romanya’da Orsova) tekrar Osmanlılar eline geçti. Avusturya bundan sonra hemen ateşkes ilan ederek Osmanlı İmparatorluğu ile Belgrad Antlaşması’nı 18 Eylül 1739’da imzaladı. Avusturya, 1718 Pasarofça Antlaşması’yla elde ettiği, Belgrad da dahil Kuzey Sırbistan’ı ve Küçük Eflak’ı (şimdi Romanya’da) Osmanlılara geri verdi. Tuna Nehri tekrar Avusturya ile Osmanlı devleti arasında korunaklı bir sınır haline getirildi.
Belgrat seferinden bu kadar başarı ile İstanbul’a dönen İvaz Mehmed Paşa büyük bir tören ile karşılandı. Sancak-ı Şerif sandığından çıkarılarak Silivri’de göndere asıldı. Ordu Davutpaşa’ya geldiğinde Sultan I. Mahmud orduyu şahsen karşıladı. Ordu “alay-ı azim”‘le İstanbul’a girdi. Osmanlı tarihinde ilk defa olarak bir sadrazamın Topkapı Sarayı’nın orta kapısı olan Babusselam’dan atı ile girmesine ve Babussade’ye kadar atlı ilerlemesine izin verildi.[3] Sultan Hacı İvaz Paşa’ya büyük iltifat ve saygı gösterdi.
1740 yazında İstanbul’da birkaç asayişsizlik yaşantısı görülüp devlet idarecileri bu asayişsizliğe karşı çok hassas davranmaya başladılar. 6 Haziran 1740’ta yapılan bir sipahi olayı sırasında İvaz Mehmet Paşa Sultan ile Beykoz’daydı. Bayezid Camii avlusunda büyük kalabalık oluşmuştu ve yağmacılık ortaya çıkmıştı. Bu, Bayezid kulluğu Çorbacısı Hasan Ağa’nın şahsi gayretiyle bastırılmıştı. Beykoz’dan sadrazamla dönen I. Mahmud onu ve yeniçeri ağasına kolluk görevi verdi. Şehirde geniş bir arama yapıldı ve kaçaklar ve bekar odalarında yaşayanlar kendi yörelerine geri gönderildiler. Yağmacılara destek verenler yakalanıp idam edildiler. Şehirde asayişi yerine getirme adına şehirde resmi bir terör havası estirilirken bir Yahudi esnaf ile müşterisi arasındaki anlaşmazlık büyüdü. Sadrazam’a bu olay abartılarak bildirildi ve o da Sultan’a “yeni bir Bayezid olayı ortaya çıktı” diye Sultan’a yanlış haber verdi. Sultan olayın aslını öğrenince çok sinirlendi ve 21 Haziran 1740’ta sadrazam İvaz Mehmet Paşa’yı sadrazamlıktan azletti.
İvaz Mehmet Paşa sadrazamlıktan azlinden hemen sonra Cidde valisi olarak atandı ama oraya gidemeden 31 Temmuz 1740’ta Hanya muhafızı yapıldı. Ocak 1741 başlarında Selanik valiliğine nakledildi. Şubat başlarında Bosna valisi yapıldı. Eylül 1741’de Kandiye valisi oldu ve Temmuz 1741’de ise ikinci kez Hanya muhafızı yapıldı. Temmuz 1742’de İnebahtı muhafızlığına tayin edildi. 1743 başlarında 60 yaşlarında iken burada öldü ve orada defnedildi.
İvaz Mehmet Paşa’nın bilinen dört oğlu ve bir kızı vardır. Bunlar Ayşe Hanım, Mehmet Emin Bey, İbrahim Efendi, Halil Paşa ve Ali Bey’dir. İvazpaşazade İbrahim Efendi (1720-1797), kadılık ve kazaskerlik görevlerinden sonra 1774’te şeyhülislam olmuştur. İki kez şeyhülislamlık yapmıştır. Mezarı Beyazıt Camisi bahçesindeki II. Bayezid Türbesi yanındadır. İvazzade Halil Paşa (1725-1777), Sadrazam İvaz Mehmet Paşa’nın küçük oğludur. Babasının yüksek makamından dolayı çabuk yükselmiştir. Mirahur, çavuşbey, tütün gümrüğü emini, sadaret kethüdası, Rumeli valisi, Hotin muhafızı olmuştur. Sadrazamlığa kadar yükselmiştir (1769). Serdar-ı Ekrem unvanı ile Rus Savaşlarına katılmış, Kartal Muharebesi bozguna uğrayınca görevden alınıp Filibe’ye sürülmüştür. Sonrasında affedilerek Eğriboz, Bosna, Selanik ve nihayet Sivas Valiliğine getirilmiştir. İvaz Mehmet Paşa’nın oğlu Hacegan Mehmet Emin Bey (?-1768)’in kızı Cemile Hanım (?-1847), Musahip Said Efendi’nin eşi olmuştur.
Değerlendirme
Sicill-i Osmani onu şöyle değerlendirir:
Cesaret, yiğitlik ve insaf sahibiydi.
- 1829 – Yunanistan’ın kuruluşuna ilişkin protokol, Londra’da düzenlenen konferansta Avrupa devletleri elçilerince imzalandı.
- 1888 – İngiltere’de, dünya futbolunun en eski futbol organizasyonu olan English Football League kuruldu.
- 1921 – Kurtuluş Savaşı: Kuvâ-yi Milliye güçleri, Fransız ordusu birliklerini Feke’yi terk etmek zorunda bıraktı.
- 1933 – İlk düzenli toplama kampı olan Dachau Toplama Kampı kuruldu.
- 1939 – Memel, (günümüz Klaipėda ve civarı) Almanya’ya katıldı.
- 1942 – II. Dünya Savaşı: İkinci Sirte Muharebesi (Kraliyet Donanması ile Regia Marina arasında meydana gelen deniz muharebesi)
- 1943 – Türkiye ile ABD arasında, karşılıklı radyo yayın servisi açıldı.
- 1944 – II. Dünya Savaşı: Monte Cassino Muharebesinde, Alman direnişi kırıldı.
- 1945 – Mısır, Suriye, Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan, Irak ve Yemen, Kahire’de Arap Birliği’ni kurdular.
Arap Ligi | |
---|---|
|
|
![]() Bayrak
|
|
![]() Logo
|
|
![]() |
|
Kuruluş | İskenderiye Protokolü, 22 Mart 1945 |
Tür | Uluslararası örgüt |
Yasal statü | Siyasal ortaklık |
Merkez | Kahirea |
Üyeler |
22 üye
|
Resmî diller | Arapçaa |
Genel Sekreter | Ahmed Ebu Gayt |
Arap Parlamentosu Başkanı | Ali El Dakbaaşı |
Dönem Başkanı | ![]() |
Notlar | a 1979-1989 arası Tunus Şehri |
Makale serilerinden |
Arap dünyasında siyaset |
---|
![]() |


Komorlar (1993)
Arap Birliği (Arapça: جامعة الدول العربية Jāmiʻat ad-Duwal al-ʻArabiyya) veya Arap Ligi (Arapça: الجامعة العربية al-Jāmiʻa al-ʻArabiyya), 22 Arap ülkesinin üye olduğu milletler arası bir örgüttür. Arap ülkeleri arasında ilk ittifak 1936’da Irak ve Suudi Arabistan arasında gerçekleşmiştir. 1944’te imzalanan İskenderiye Protokolü ile Arap Birliğinin temeli atılmıştır.
Arap Birliği; Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan ve Suriye devletleri tarafından 22 Mart 1945’te Kahire’de kurulmuştur. Merkezi Kahire’de olan Arap Birliği’nin bugün 22 üyesi mevcuttur, ancak Suriye’nin üyeliği Kasım 2011’den Mayıs 2023’e kadar askıya alınmıştır.
Örgüt, Arap ülkeleri arasında ekonomik, kültürel, siyasi ve sosyal ilişkileri düzenlemek amacındadır. Ortak pazar ise 1965 yılında kurulmuştur. Birliğin genel sekreteri Ahmed Ebu Gayt’dır. Ebu Gayt 3 Temmuz 2016’da Arap Birliği genel sekreterliği görevine başlamıştır. 2016 tarihinden beri Türkiye dâimi gözlemci statüsündedir.
Arap Birliği Eğitim, Kültür ve Bilim Örgütü (ALECSO) ve Arap Birliği Arap Ekonomik Birliği Konseyi (CAEU) Ekonomik ve Sosyal Konseyi gibi kurumlar aracılığıyla, Arap Birliği, Arap dünyasının çıkarlarını desteklemek için tasarlanmış politik, ekonomik, kültürel, bilimsel ve sosyal programları kolaylaştırmaktadır.[2][3] Üye devletlerin politika pozisyonlarını koordine etmeleri, ortak endişe duydukları konularda müzakere etmeleri, bazı Arap uyuşmazlıklarını çözmeleri ve 1958 Lübnan krizi gibi çatışmaları sınırlamaları için bir forum görevi görmüştür. Birlik, ekonomik entegrasyonu teşvik eden birçok önemli belgenin hazırlanması ve sonuçlandırılması için bir platform görevi görmüştür. Buna bir örnek, bölgedeki ekonomik faaliyetlerin ilkelerini özetleyen Ortak Arap Ekonomik Eylem Bildirgesi’dir.

Her üye devletin Lig Konseyi’nde bir oy hakkı vardır ve kararlar yalnızca kendilerine oy veren devletler için bağlayıcıdır. 1945 yılında birliğin amaçları, üyelerinin siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyal programlarını güçlendirmek ve koordine etmek ve/veya aralarında ve üçüncü taraflarda uyuşmazlıklara aracılık etmektir. Ayrıca, 13 Nisan 1950’de Ortak Savunma ve Ekonomik İşbirliği konusunda bir anlaşma imzalanması, imzalayan ülkeleri askeri savunma önlemlerinin koordinasyonuna adamıştır. Mart 2015’te Arap Birliği Genel Sekreteri aşırılıkçılığa ve Arap Devletlerine yönelik diğer tehditlere karşı koymak amacıyla Ortak Arap Gücü’nün kurulduğunu duyurdu. Karara Yemen’de Fırtına Operasyonu yoğunlaşırken ulaşıldı. Projeye katılım isteğe bağlıdır ve ordu sadece üye devletlerden birinin talebi üzerine müdahale eder. Bölgedeki askerileşmenin artması ve şiddetli iç savaşların yanı sıra terörist hareketlerinde artması, zengin Körfez ülkeleri tarafından finanse edilen JAF’ın yaratılmasının arkasındaki nedendir.
1970’lerin başında, Arap Devletleri Birliği Ekonomik Konseyi, Avrupa devletleri arasında Birleşik Arap Ticaret Odalarının oluşturulması için bir teklifte bulundu. Bu teklif, Arap Devletleri Birliğine bağlı hükûmetlerin Arap İngiliz Ticaret Odası’nı kurma kararını “teşvik etmek” ve Arap dünyası ve ana ticaret ortağı İngiltere arasındaki ikili ticareti kolaylaştırmak amaçlıdır.
Amaçları
- Üye ülkeler arasında yakın iş birliğini gerçekleştirmek
- Üye ülkelerin politikalarını koordine etmek
- Üye ülkelerin egemenlik ve bağımsızlığını korumak
- Üye ülkelerinin işlerini ve çıkarlarını genel bir şekilde ele almak
Yapısı ve Yönetimi
– Konsey: Birliğin en üst yönetim organıdır ve genellikle dışişleri bakanları düzeyinde toplanır. Her üyenin bir oyu vardır ve kararların bağlayıcılığı sadece oy veren ülkelerle ilgilidir.
– Genel Sekreterlik: Birliğin günlük faaliyetlerini yürütür ve üye ülkeler arasında koordinasyon sağlar.
Coğrafya
Arap Birliği üye ülkeleri 13.000.000 km²’nin (5.000.000 mil²) üzerinde bir alanı kaplar ve Afrika ile Asyayı birleştirir. Bölge büyük ölçüde Sahra gibi kurak çöllerden oluşmaktadır. Bununla birlikte, aynı zamanda Nil Vadisi, Jubba Vadisi ve Afrika Boynuzu’ndaki Şebele Vadisi, Mağrip’teki Atlas Dağları ve Mezopotamya Levant’a uzanan Bereketli Hilal gibi çok verimli toprakları da içerir. Bölge, Güney Arabistan’daki derin ormanları ve dünyanın en uzun nehri olan Nil’in bazı bölümlerini kapsıyor.
Üyelik
Arap Devletleri Birliği Paktı olarak da bilinen Arap Birliği Şartı, Arap Birliği’nin kurucu antlaşmasıdır. 1945’te kabul edildiğine göre, “Arap Devletleri Birliği bu Anlaşmayı imzalayan bağımsız Arap Devletleri’nden oluşacaktır”.
Başlangıçta, 1945’te sadece altı üyesi vardı. Bugün, Arap Birliği’nin 22 üyesi vardır; bunların arasında üç Afrika ülkesi bölgeye göre en büyük (Sudan, Cezayir ve Libya) ve Batı Asya’daki (Suudi Arabistan) en büyük ülkedir.
Beş ülke gözlemci statüsüne sahiptir. Görüşlerini ifade etme ve tavsiyede bulunma hakkı verilir ancak oy verme hakları yoktur.
20. yüzyılın ikinci yarısında üyelikte sürekli bir artış oldu. 2020 itibarıyla 22 üye ülke vardır:
Cezayir
Bahreyn
Komorlar
Cibuti
Mısır
Irak
Ürdün
Kuveyt
Lübnan
Libya
Moritanya
Fas
Umman
Filistin
Katar
Suudi Arabistan
Somali
Sudan
Suriye
Tunus
Birleşik Arap Emirlikleri
Yemen
ve 7 gözlemci durumu:
Ermenistan
Brezilya
Çad
Eritre
Yunanistan
Hindistan
Venezuela
Libya’nın üyeliği, Libya İç Savaşı’nın başlamasının ardından 22 Şubat 2011 tarihinde askıya alındı.[15] Libya’nın kısmen tanınmış geçici hükûmeti olan Ulusal Geçiş Konseyi, Libya’yı kuruluşa yeniden kabul edip etmeyeceğiniz konusundaki bir tartışmaya katılmak üzere 17 Ağustos’ta Arap Birliği toplantısında oturmak üzere bir temsilci gönderdi.
Suriye’nin üyeliği 16 Kasım 2011 tarihinde askıya alındı. 6 Mart 2013 tarihinde Arap Birliği, Suriye Ulusal Koalisyonu’nun Suriye’yi temsil ettiği gerekçesiyle Arap Birliği’ndeki yerini verdi. 9 Mart 2014 tarihinde, genel sekreter Nabil al-Arabi, muhalefet kurumlarının oluşumunu tamamlayana kadar Suriye’nin sandalyesinin boş kalacağını söyledi. 7 Mayıs 2023 tarihinde Suriye, yeniden Arap Birliği’ne katıldı.
Politika ve yönetim

Arap Birliği, üyelerini ekonomik olarak entegre etmeye ve dış yardım istemeden üye devletleri içeren çatışmaları çözmeye çalışan siyasi bir örgüttür. Dışişleri genellikle BM denetimi altında yürütülürken, devlet temsilcisi parlamentonun unsurlarına sahiptir.
Arap Birliği Şartı, her bir üye devletin egemenliğine saygı gösterirken, bir Arap vatanı ilkesini onaylamıştır. Birlik Konseyi ve komitelerin iç düzenlemeleri Ekim 1951’de kabul edildi. Genel Sekreterlik düzenlemeleri Mayıs 1953’te kabul edildi.
O zamandan beri, Arap Birliği’nin yönetimi uluslarüstü kurumların ikiliği ve üye devletlerin egemenliğine dayanmaktadır. Bireysel devletliğin korunması, iktidar seçkinlerinin karar vermede güçlerini ve bağımsızlıklarını korumak için güçlü tercihlerinden güç aldı. Dahası, daha zengin ülkelerin servetlerini Arap milliyetçiliği adına paylaşabileceği korkusu, Arap yöneticiler arasındaki sahtekarlıklar ve Arap birliğine karşı çıkabilecek dış güçlerin etkisi, birliğin daha derin bir entegrasyonuna engel olarak görülebilir.
Arap Birliği 1964 Kahire Zirvesi’nde, Filistin halkını temsil eden bir örgütün kurulma aşamasını başlattı. İlk Filistin Ulusal Konseyi 29 Mayıs 1964’te Doğu Kudüs’te toplandı. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) 2 Haziran 1964’te bu toplantıda kuruldu. Filistin, FKÖ tarafından temsil edilerek Arap Birliği’ne kısa süre önce kabul edildi. Günümüzde Filistin Devleti Arap Birliği’nin tam üyesidir.
28 Mart 2002’deki Beyrut Zirvesi’nde, Birlik Arap-İsrail çatışmaları konusunda Suudi Arabistan’dan ilham alarak bir barış planı olan Arap Barış Girişimi’ni kabul etti. Girişim, İsrail ile ilişkilerin tamamen normalleşmesini sağladı. Buna karşılık İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki Filistin bağımsızlığını tanımak için Golan Tepeleri dahil olmak üzere işgal altındaki tüm topraklardan çekilmesi ve Doğu Kudüs’ün başkenti olması ve Filistinli mülteciler için “adil bir çözüm” olması gerekiyordu. Barış Girişimi 2007’de tekrar Riyad Zirvesi’nde onaylandı. Temmuz 2007’de Arap Birliği, Ürdün ve Mısır Dışişleri Bakanlarından oluşan bir heyeti, girişimi desteklemek için İsrail’e gönderdi. Venezuela’nın 2008-2009 İsrail-Gazze çatışması sırasında İsrail diplomatlarını sınır dışı etme hareketinin ardından Kuveyt milletvekili Waleed Al-Tabtabaie Arap Birliği’nin merkezini Venezuela’nın Caracas şehrine taşımayı önerdi. 13 Haziran 2010’da Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Mohammed Moussa Gazze Şeridi’ni ziyaret etti.Hamas’ın 2007’de silahlı olarak ele geçirilmesinden bu yana bir Arap Birliği yetkilisinin ilk ziyaretiydi.
2015 yılında Arap Birliği, Şii Husiler’e ve 2011 ayaklanmasında tahttan indirilen eski Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Saleh’e sadık güçlere karşı Suudi Arabistan’ın Yemen’e askerî müdahalesine destek verdi.
15 Nisan 2018’de, ABD destekli YPG güçlerini Afrin yerleşim bölgesinden uzaklaştırmayı amaçlayan Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye müdahalesine yanıt olarak, Arap Birliği Türk güçlerini Afrin’den çekilmeye çağıran bir karar aldı.
Eylül 2019’da Arap Birliği, Benjamin Netanyahu’nun işgal altındaki Batı Şeria’nın Ürdün Vadisi olarak bilinen doğu bölümünü ilhak etme planlarını kınadı.
Arap Birliği 12 Ekim 2019’da Kahire’de bir araya gelerek Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’ye yönelik müdahalelerini tartıştı. Toplantı sonrasında üye devletler, Türk müdahalesini kınamaya karar verdiler ve bunu Arap devletine karşı ‘işgal’ ve ‘saldırganlık’ olarak nitelendirerek uluslararası hukuka aykırı olduğunu bildirdiler.
Zirveler
No. | Tarih | Ev sahibi ülke | Ev sahibi şehir |
---|---|---|---|
1 | 13–17 Ocak 1964 | ![]() |
Kahire |
2 | 5–11 Eylül 1964 | ![]() |
İskenderiye |
3 | 13–17 Eylül 1965 | ![]() |
Kazablanka |
4 | 29 Ağustos 1967 | ![]() |
Hartum |
5 | 21–23 Aralık 1969 | ![]() |
Rabat |
6 | 26–28 Kasım 1973 | ![]() |
Cezayir |
7 | 29 Ekim 1974 | ![]() |
Rabat |
8 | 25–26 Ekim 1976 | ![]() |
Kahire |
9 | 2–5 Kasım 1978 | ![]() |
Bağdat |
10 | 20–22 Kasım 1979 | ![]() |
Tunus |
11 | 21–22 Kasım 1980 | ![]() |
Amman |
12 | 6–9 Eylül 1982 | ![]() |
Fes |
13 | 1985 | ![]() |
Kazablanka |
14 | 1987 | ![]() |
Amman |
15 | Haziran 1988 | ![]() |
Cezayir |
16 | 1989 | ![]() |
Kazablanka |
17 | 1990 | ![]() |
Bağdat |
18 | 1996 | ![]() |
Kahire |
19 | 27–28 Mart 2001 | ![]() |
Amman |
20 | 27–28 Mart 2002 | ![]() |
Beyrut |
21 | 1 Mart 2003 | ![]() |
Şarm El-Şeyh |
22 | 22–23 Mayıs 2004 | ![]() |
Tunus |
23 | 22–23 Mart 2005 | ![]() |
Cezayir |
24 | 28–30 Mart 2006 | ![]() |
Hartum |
25 | 27–28 Mart 2007 | ![]() |
Riyad |
26 | 29–30 Mart 2008 | ![]() |
Şam |
27 | 28–30 Mart 2009 | ![]() |
Doha |
28 | 27–28 Mart 2010 | ![]() |
Sirte |
29 | 27–29 Mart 2012 | ![]() |
Bağdat |
30 | 21–27 Mart 2013 | ![]() |
Doha |
31 | 25–26 Mart 2014 | ![]() |
Kuveyt |
32 | 28–29 Mart 2015 | ![]() |
Şarm El-Şeyh |
33 | 20 Temmuz 2016 | ![]() |
Nuakşot |
34 | 23–29 Mart 2017 | ![]() |
Amman |
35 | 15 Nisan 2018 | ![]() |
Dahran |
36 | Nisan 2019 | ![]() |
Tunus |
Askeri güç
Arap Birliği Ortak Savunma Konseyi, Arap Birliği Kurumlarından biridir. Arap Birliği üye ülkelerinin ortak savunmasını koordine etmek için 1950 Ortak Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması uyarınca kuruldu.
Örgüt olarak Arap Birliği’nin BM’ye benzer bir askerî gücü yoktur, ancak 2007 zirvesinde Liderler ortak savunmalarını yeniden etkinleştirmeye ve Güney Lübnan, Darfur, Irak ve diğer sıcak noktalarda konuşlanmak üzere barışı koruma gücü kurmaya karar verdiler.
Mısır’da yapılan 2015 zirvesinde üye devletler prensipte ortak bir askerî güç oluşturma konusunda anlaştılar.
Ekonomik kaynaklar
Arap Birliği, bazı üye ülkelerdeki muazzam petrol ve doğal gaz kaynakları gibi kaynaklar bakımından zengindir. Arap Birliği’nde sürekli büyüyen bir diğer sektör de telekomünikasyondur. On yıldan kısa bir süre içinde, Orascom ve Etisalat gibi yerel şirketler uluslararası alanda rekabet etmeyi başardılar.
Birliğin üye devletler arasında başlattığı ekonomik başarılar, Körfez İşbirliği Konseyi(KİK) gibi daha küçük Arap örgütleri tarafından elde edilenlerden daha az etkileyicidir. Bunların arasında Mısır ve Irak gazını Ürdün, Suriye, Lübnan ve Türkiye’ye taşıyacak olan Arap Gaz Boru Hattı da var. 2013 itibarıyla, Cezayir, Katar, Kuveyt ve BAE’nin gelişmiş petrol devletleri ile Komorlar, Cibuti, Moritanya, Somali, Sudan ve Yemen gibi gelişmekte olan ülkeler arasında ekonomik koşullarda önemli bir fark bulunmaktadır.

Arap Birliği, Sudan’ın güney kesiminde büyük verimli topraklar da içeriyor. Arap Dünyasının ‘yemek sepeti’ olarak anılır, bölgenin Güney Sudan’ın bağımsızlığı da dahil olmak üzere istikrarsızlığı turizm endüstrisini etkilemedi. Mısır, BAE, Lübnan, Tunus ve Ürdün bu alanda en hızlı büyüyen endüstri olarak kabul ediliyor.
Üyelerin ekonomik başarıları birliğin tarihinde düşüktü. Diğer küçük Arap Organizasyonları (KİK) birlikten daha fazlasını başardı, ancak son zamanlarda umut vadeden birkaç büyük ekonomik projenin tamamlanması bekleniyor. Arap Doğalgaz Boru Hattı Mısır ve Irak Gazını; Ürdün, Suriye ve Lübnan’a ve ardından Türkiye’ye, dolayısıyla Avrupa’ya bağlayacaktır ancak 2010 yılına kadar sona ermesi planlanan proje için herhangi bir çalışma yapılamamıştır. 1 Ocak 2008’e kadar serbest ticaret anlaşması (GAFTA) tamamlanacak ve tüm Arap Ürünleri vergisinin %95’i gümrükten muaf tutulacaktır.
Ulaşım
Arap Birliği, ulaşım söz konusu olduğunda beş bölüme ayrılmıştır; Arap Yarımadası ve Yakın Doğu tamamen hava, deniz, karayolları ve demiryollarıyla birbirine bağlanmıştır. Birliğin bir diğer bölümü Mısır ve Sudan’dan oluşan Nil Vadisi’dir. Bu iki üye devlet, erişilebilirliği artırmak ve böylece ticareti teşvik etmek için Nil Nehri’nin navigasyon sistemini geliştirmeye başladı. Güney Mısır şehri Abu Simbel’i, Kuzey Sudan şehri Vadi Halfa’ya ve daha sonra Hartum ve Sudan Limanı’na bağlamak için yeni bir demiryolu sistemi kuruldu. Birliğin üçüncü bölümü, Fas’ın güney şehirlerinden Batı Libya’daki Trablus’a 3.000 km’lik bir demiryolunun geçtiği Mağrip’tir. Birliğin dördüncü bölümü, üye devletlerinden Cibuti ve Somali’yi içeren Afrika Boynuzu’dur. Bu iki Arap Birliği devleti, Babülmendep Boğazı tarafından Arap Yarımadası’ndan sadece on sekiz kilometre ile ayrılıyor ve bu durum, Usame bin Ladin’in kardeşi Tarık bin Ladin’in, boynuzlu köprü projesi’nin inşasını başlatmasıyla hızla değişiyor. Sonuç olarak Afrika Boynuzu muazzam bir köprü ile Arap Yarımadası’na bağlanmayı hedefliyor. Proje, iki bölge arasındaki asırlık ticareti kolaylaştırmayı ve hızlandırmayı amaçlamaktadır. 2010 yılında I. Aşamanın ertelendiği açıklandı. 2015 yılında Yemen’de iç savaş yeniden başladı. Böylelikle köprü projesi de ertelenmiş oldu. Köprünün uzunluğunun 29 km (18 mi) olacağı tahmin ediliyor ve toplam maliyeti yaklaşık 20 milyar USD. Tarek Bin Laden’in başkanlığındaki Dubai merkezli Middle East Development LLC firması tarafından önerilmişti. Açılış tarihinin 2020 yılında olması bekleniyordu.
Birliğin son bölümü, diğer Afrika devletlerine fiziksel olarak bağlı olmayan, ancak hala diğer Arap Birliği üyeleriyle ticaret yapan ve Doğu Afrika kıyılarında yer alan izole edilmiş Komorlar adasıdır.
Demografisi
Arap Birliği kültürel ve etnik olarak 22 üye devletten oluşan bir birliktir ve Birliğin nüfusunun ezici çoğunluğu Arap olarak tanımlanmıştır. 1 Temmuz 2013 itibarıyla, Arap Birliği devletlerinde yaklaşık 359 milyon insan yaşıyor. Nüfusu diğer küresel bölgelere göre daha hızlı büyüyor. En kalabalık üye devlet, nüfusu yaklaşık 91 milyon olan Mısır’dır. 44 En az nüfus, 0.6 milyondan fazla nüfusu ile Komorlar’dır.
Din
Arap Birliği vatandaşlarının çoğunluğu İslam’a bağlı, Hristiyanlık ise ikinci büyük dindir. Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Filistin, Sudan ve Suriye’de en az 15 milyon Hristiyan bir arada yaşıyor. Buna ek olarak, daha az ama önemli sayıda Dürzî, Yezîdî, Şaki ve Mandalular vardır. Dindar olmayan Araplar için rakamlar genellikle mevcut değildir, ancak Pew Forumu’nun araştırması, ODKA bölgesindeki insanların yaklaşık %1’inin “dine bağlı olmayanlar(Ateist)” olduğunu göstermektedir.
Diller
Arap Birliği’nin resmi dili, Klasik Arapça’ya dayanan Edebi Arapça’dır. Bununla birlikte, bazı Arap Ligi üye ülkelerinin Somalice, Afarca, Komorca, Fransızca, İngilizce, Berberice ve Kürtçe gibi başka resmi veya ulusal dilleri vardır. Çoğu ülkede farklı Arapça Lehçeleri de konuşulmaktadır.
Kültür
Spor Dalları
Pan Arap Oyunları, tüm Arap ülkelerinden sporcuları çeşitli sporlara katılmak için bir araya getiren en büyük Arap spor etkinliği olarak kabul edilir.
Arap Futbol Federasyonları Birliği (millî takımlar için) Arap Uluslar Kupası’nı ve Arap Kulübü Şampiyonlar Kupası’nı düzenlemektedir. Basketbol, voleybol, hentbol, masa tenisi, tenis, squash ve yüzme gibi çeşitli sporlar için Arap spor federasyonları da mevcuttur.
Üye ülkeler
Devletler | Nüfus (2018) | Yüzölçümü (km²) | Birliğe katıldığı sene |
---|---|---|---|
![]() |
38.430.000 | 437.072 | 1945 |
![]() |
16.910.000 | 185.180 | 1945 |
![]() |
6.849.000 | 17.818 | 1945 |
![]() |
10.658.123 | 92.300 | 1945 |
![]() |
33.700.000 | 2.149.690 | 1945 |
![]() |
28.500.000 | 527,970 | 1945 |
![]() |
98.500.000 | 1.001.450 | 1945 |
![]() |
6.871.287 | 1.759.540 | 1953 |
![]() |
41.800.000 | 1.886.068 | 1956 |
![]() |
11.570.000 | 163.610 | 1958 |
![]() |
36.030.000 | 710.850 | 1958 |
![]() |
4.137.000 | 17,820 | 1961 |
![]() |
42.230.000 | 2.381.740 | 1962 |
![]() |
1.569.000 | 665 | 1971 |
![]() |
2.782.000 | 11.437 | 1971 |
![]() |
9.631.000 | 83.600 | 1971 |
![]() |
4.829.000 | 309.500 | 1971 |
![]() |
4.403.000 | 1.030.700 | 1973 |
![]() |
15.010.000 | 637.657 | 1974 |
![]() |
5.159.000 | 6000 | 1976 |
![]() |
958.920 | 23.000 | 1977 |
![]() |
832.322 | 2.170 | 1993 |
Toplam | 421.359.652 | 13.868.171 |
- 1963 – Tarihin en iyi beş yüz albümü arasında gösterilen The Beatles’ın ilk albümü, Please Please Me piyasaya sürüldü.
- 1963 – Yassıada duruşmalarında idama mahkûm edilen, ancak cezası müebbet hapse çevrilen eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın, tahliye kararı çıktı.
Celâl Bayar | |
---|---|
![]() |
|
1950’lerin başında Celâl Bayar | |
3. Türkiye cumhurbaşkanı | |
Görev süresi 22 Mayıs 1950 – 27 Mayıs 1960 (10 yıl, 5 gün) |
|
Başbakan | Adnan Menderes |
Yerine geldiği | İsmet İnönü |
Yerine gelen | Cemal Gürsel |
3. Türkiye başbakanı | |
Görev süresi 1 Kasım 1937 – 25 Ocak 1939 (1 yıl, 85 gün) |
|
Cumhurbaşkanı | Mustafa Kemal Atatürk (1923-1938) İsmet İnönü (1938-1939) |
Yerine geldiği | İsmet İnönü |
Yerine gelen | Refik Saydam |
Demokrat Parti Genel Başkanı | |
Görev süresi 7 Ocak 1946 – 22 Mayıs 1950 (4 yıl, 135 gün) |
|
Yerine geldiği | Makam oluşturuldu |
Yerine gelen | Adnan Menderes |
Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı | |
Görev süresi 7 Ocak 1946 – 14 Mayıs 1950 |
|
Başbakan | Şükrü Saraçoğlu (1942-1946) Recep Peker (1946-1947) Hasan Saka (1947-1949) Şemsettin Günaltay (1949-1950) |
Yerine geldiği | Fethi Okyar |
Yerine gelen | İsmet İnönü |
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı (vekil) |
|
Görev süresi 11 Kasım 1938 – 26 Aralık 1938 |
|
Yerine geldiği | Mustafa Kemal Atatürk |
Yerine gelen | İsmet İnönü |
Türkiye İktisat Vekili | |
Görev süresi 10 Kasım 1932 – 1 Kasım 1937 |
|
Başbakan | İsmet İnönü |
Yerine geldiği | Mustafa Şeref Bey (Özkan) |
Yerine gelen | Şakir Kesebir |
Türkiye Büyük Millet Meclisi 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 ve 11. Dönem Milletvekili |
|
Görev süresi 23 Nisan 1920 – 27 Mayıs 1960 |
|
Seçim bölgesi | 1920 – Manisa
1923-46 – İzmir
1950-57 – İstanbul
|
Kişisel bilgiler | |
Doğum | Mahmud Celâleddin[1] 16 Mayıs 1883 Bursa, Osmanlı İmparatorluğu |
Ölüm | 22 Ağustos 1986 (103 yaşında) Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul, Türkiye |
Milliyeti | Türk |
Partisi | ![]() Türkiye Komünist Fırkası (1920-1921) ![]() ![]() |
Evlilik(ler) |
Reşide Bayar
(e. 1903; ö. 1962) |
Çocuk(lar) | Refi Bayar (1904-1940)[2] Turgut Bayar (1911-1983) Nilüfer Gürsoy (1921-2024) |
Bitirdiği okul | İpek Meslek Yüksek Okulu, College Francais de l’Assomption |
Mesleği | Siyasetçi Ekonomist |
Ödülleri | ![]() |
İmzası | ![]() |
Mahmut Celalettin Bayar (16 Mayıs 1883; Umurbey, Gemlik, Bursa – 22 Ağustos 1986, İstanbul), Türk ekonomist, siyasetçi ve eski cumhurbaşkanı. Çağdaş Türkiye’nin siyasi yaşamının çeşitli dönemlerinde önemli roller oynamış olan Bayar, Meclis-i Mebusan üyesi, cumhuriyet döneminde iktisat vekili, Mustafa Kemal Atatürk’ün son başbakanı ve 1950-1960 arasında Türkiye’nin üçüncü ve asker kökenli olmayan ilk cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.
Yaşamı
Gençliği
16 Mayıs 1883 tarihinde Bursa’nın Gemlik ilçesinin Umurbey köyünde doğdu. İlmiye sınıfına mensup bir fıkıh bilgini olan babası Abdullah Fehmi Efendi, 93 Harbi’nden sonra, bugün Bulgaristan sınırları içindeki Plevne şehrinden, Gemlik yakınlarındaki Umurbey köyüne göç etmişti.[4] Bu köydeki rüştiyede müdürlük ve bir ara da Gemlik’te müftülük yapmıştı. Bayar, Abdullah Fehmi Efendi’nin; Behzat ve Asım’dan sonraki üçüncü oğludur.
İlk ve ortaöğrenimini babasının yanında gören Bayar’ın çocukluğu ve ilk gençlik dönemi ailesinin yerleştiği Bursa’da geçti. Gemlik Mahkeme Kalemi ve Reji İdaresinde stajyer memur olarak çalıştı. Bursa’da açılan Ziraat Bankası veznedarlığı sınavını kazandı. Bankada veznedar olarak çalışırken Fransız papazlar yönetimindeki Collège Français de l’Assomption’da Fransızca okuluna devam etti. İpekböcekçiliği eğitimi veren Darüllâlim-i Harir’de (İpek Meslek Okulu) eğitim gördü. 1905 yılında Deutsche Orient Bank’ın imtihanını kazanarak burada kısa zamanda imza sahibi oldu. 1903’te, İnegöl’ün yerlilerinden ve eşrafından Refet Bey’in kızı Reşide Bayar ile evlendi, bu evlilikten Refii (1904-1940), Turgut (1911-1983), Nilüfer Gürsoy (1921-2024) adlarında üç çocuğu olmuştur.

Siyasi kariyeri

Bu yıllarda özellikle dayısının etkisiyle siyasetle ilgilenmeye başladı. 1907’de İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Bursa’daki gizli kolu olan Küme adlı örgüte girdi.[6] II. Meşrutiyet’in ilanından (1908) sonra İttihat ve Terakki’yi Anadolu’da örgütlendirme politikası çerçevesinde Bursa’da bir şube açıldı. Bu cemiyetin Bursa şubesinin önce rehber muavini, sonra da rehberi oldu. 31 Mart Olayı (1909) başlayınca Hareket Ordusu’na katılmak üzere Bursalı İttihatçılardan bir gönüllü birliği oluşturdu. Mudanya’ya kadar gittiyse de ayaklanma bastırıldığından İstanbul’a gitmesine gerek kalmadı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin fırka (parti) konumunu alması üzerine Bursa sorumlu yazmanlığına (kâtib-i mesul) atandı. Ardından aynı görevle 1911’de İzmir’e gönderildi. Orada İttihat ve Terakki politikalarının başlıca uygulayıcılarından oldu. Partinin propaganda ve örgütlenme çalışmalarını yürüttü. Halka Doğru cemiyetini kuran ve parti görüşlerini yansıtan yine aynı adlı bir dergi çıkaran Bayar, bu dergide Turgut Alp takma adıyla yazılar yazdı. Millî İktisat politikasının uygulamaya geçirilmesi için çalıştı. Yörenin ekonomisine egemen olan gayrimüslim azınlıkların yanı sıra Türk halkının da ekonomik etkinliğinin artırılması çabalarına girişti. Partisinin öncülüğünde İzmir Kız Lisesinin açılmasına önayak oldu (1912). Basmahane’de Şimendifer Meslek Okulunun açılmasına yardım etti. Kooperatifçiliği yaygınlaştırmaya çalıştı. İzmir’de bir millî kütüphane kurdurdu.
Celâl Bayar’ın, spor yapan Altaylı gençleri İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katmak için gösterdiği çabanın sonucunda 1914 yılının 16 Ocak tarihinde Altay fiilen kuruldu. O dönem Şark İdadisinde faaliyet gösteren Altay’ın kuruluşu için para yardımında da bulunarak Altay’ın güçlenmesini sağladı.
Kurtuluş Savaşı
I. Dünya Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilgisiyle son bulup İttihat ve Terakki iktidardan uzaklaştırılarak bu partinin yöneticilerine karşı soruşturma ve suçlamalar başlayınca savaş suçlusu olarak İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılandı ve aklandı.
Mütareke döneminde İzmir Redd-i İlhak Cemiyeti ve İzmir Müdâfaa-i Hukuku Osmaniye Cemiyeti’nin kuruluşuna katıldı (1918). İstanbul’da İtilafçı hükûmetler iş başına geçtiğinde adı bir kez daha tutuklanacaklar listesine girince ve İzmir’in işgali tehlikesi belirince, arkadaşı Jandarma Yüzbaşısı Sarı Efe Edip ile birlikte İzmir’den kaçıp dağlara çekilerek Gökçen Efe’ye sığındı. Galip Hoca takma adıyla, zeybek ve köy hocası kılığında köy köy dolaşarak işgale karşı propaganda yaptı. İzmir’in işgalinden sonra Söke yöresindeki ulusal direnişçilerle iş birliği yaptı. Direnişçilerin safında Yunan işgaline karşı Aydın’ın geri alınması mücadelesine katıldı. Denizli cephesinde Demirci Mehmet Efe’ye danışman oldu. Balıkesir Kongresi kararıyla Akhisar cephesi alay komutanlığına getirildi.
Köylü kıyafetinde, eşeklerle odun kömürü satın almak için köy köy dolaşan Celâl Bayar, Akhisarlılara önderlik yapabilecek kabiliyette olan kişilerle irtibat kurmuştur. Özellikle kendi bölgelerinde nüfuz sahibi olan Kömürcü köyünden Uşşaki Şeyhi Sadık (Erenbaş) Efendi, Arabacıbozköy’den Kadiri şeyhi İbrahim (Yılmaz) Efendi ve Beyoba köyünden Ziya Bey ile çok sıkı bir diyalog kurmuştur. Hemen hemen Akhisar’ın bütün köylerini dolaşan Celâl Bayar, halkı örgütlemiş ve millî bilincin oluşmasında gereken her şeyi yapmıştır.
1920’de Osmanlı Meclis-i Mebusanı’na Saruhan Sancağı (Manisa) mebusu seçildi. Mecliste Kuvâ-yi Milliye’yi öven ve Saray’ın Kurtuluş Savaşı konusundaki ilgisizliğini yeren konuşmalar yaptı. İstanbul işgal edilince (16 Mart 1920) gizlice Bursa’ya geçti. Ankara’ya geçmeyi planlarken isyancı Anzavur kuvvetleri Bursa’ya doğru harekete geçince, Mustafa Kemal Paşa Celâl Bayar’dan bir süre Bursa’da kalarak buradaki Kuvâ-yi Milliye örgütüyle iş birliği yapmasını istedi. Bu görevi nedeniyle, Ankara’da 23 Nisan 1920’de toplanan TBMM’nin açılış toplantısında hazır bulunamadı. 8 Mayıs 1920’de Ankara’ya geçerek I. dönem TBMM’ye Bursa mebusu olarak katıldı. Mecliste eski İttihatçılarla iş birliği yapmayarak Mustafa Kemal Paşa’nın yakın çevresine girdi. İktisat encümeni raportörlüğü yaptı. 1920’de bir ara iktisat vekilliğine vekâlet etti. Çerkez Ethem ile TBMM arasında arabuluculuk yapmakla görevlendirilen kurula üye seçildi, Ethem ile görüşmeler yaptı. Mustafa Kemal Paşa’nın direktifleriyle Yeşil Ordu Cemiyeti ve resmî Türkiye Komünist Fırkası’nın yöneticileri arasında yer aldı.
1921-1922 yılları arasında iktisat vekili olarak görev yaptı. 1922’de Lozan Konferansı’na gönderilen ilk kurula danışman olarak katıldı. Aynı yıl bir süre hariciye vekilliğine vekâlet etti. 1923 seçimlerinde, Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Grubu adayı olarak 2. TBMM’ye İzmir Milletvekili olarak girdi. Türk Kurtuluş Savaşı’nda göstermiş olduğu üstün hizmetler dolayısıyla Kırmızı-Yeşil şeritli İstiklâl Madalyası ile taltif edildi.
Tek parti dönemi
Cumhuriyet’in ilanından sonra, Mart 1924’te Mübadele, İmar ve İskân vekilliğine atandı. Temmuz 1924’te bu görevden istifa etti. Aynı yıl Mustafa Kemal tarafından yeni bir ulusal banka kurmakla görevlendirildi. 26 Ağustos 1924’te ulusal ekonomi politikasının temel taşlarından olan ve Türkiye’nin ekonomik yaşamında belirleyici bir rol oynayan Türkiye İş Bankası’nı kurdu ve 1932’ye değin genel müdürlüğünü yaptı.

Hükûmetin etkin desteğinden yararlanan İş Bankası hızlı bir gelişme gösterdi. Bayar bu dönemde Mustafa Kemal’in yakın çevresinde bulunmasının sonucu olarak rejimin ekonomi politikasının belirlenmesinde etkili oldu. Aşarın kaldırıldığı, toprak dağıtımına gidildiği, Teşvik-i Sanayi Kanunu’nun çıkarıldığı, demir yolu yapımının hızlandırıldığı ve T.C. Merkez Bankası’nın kurulduğu bu dönemde, ekonomi politikasının temel özelliği, devlet desteğiyle bir tür kapitalizm yaratma kaygısıydı. 1929 Büyük Bunalımı’nın etkileri, “liberal” denen bu politikanın yerini devletçiliğe bırakmasına yol açtı.


1932’de iktisat vekilliğine getirilen ve 1937’ye değin bu görevde kalan Bayar, devletçiliğin de önde gelen uygulayıcılarından oldu. Ama “İş Bankası Çevresi”nin baş temsilcisi olarak, daha katı bir devletçilikten yana olan İsmet Paşa çevresiyle tam olarak anlaşamadı. Bayar’ın devletçilik anlayışı, devletçiliği bir sistem olarak değil, ulusal kapitalist bir ekonominin yaratılmasında etkin bir yöntem olarak görmede odaklanıyordu. Bayar’ın iktisat vekilliği döneminin ayırıcı özelliği, devletin ekonomiye düzenleyici müdahalelerinin artmasının yanı sıra, bizzat devlet eliyle sanayileşme girişiminin büyük boyutlara ulaşmasıydı. Bu amaçla 1. Beş Yıllık Sanayi Planı hazırlandı. Sanayileşmenin yürütülmesi ve finansmanıyla görevli Sümerbank, Etibank gibi kuruluşlar oluşturuldu. Birçok alanda devlet tekeli getirildi. Sanayileşmeyi desteklemek amacıyla dış ilişkilerde korumacı bir siyaset izlendi, iç ticaret hadleri tarım aleyhine bozuldu. Birçok alanda millîleştirmeye gidildi.
Haziran 1936’da Celal Bayar millî iktisat anlayışını özetlerken şu sözleri kullandı:
Liberalizmi -dilim dahi dönmüyor, bu kelime bana o kadar yabancı geliyor- yıkaraktan memleketimizde güdümlü bir ekonominin esaslarını kurmak istiyoruz. Bu istihale (değişme) devresinde bizim samiamıza (duyma alışkanlığımıza) işitmemize hoş gelmeyecek birtakım şeyler olacaktır. Fakat bu tecrübe mutlak surette müsbet (olumlu) bir netice verecektir.

İsmet İnönü, bazı konularda Atatürk’le anlaşmazlığa düşerek başbakanlıktan istifa edince, 1 Kasım 1937’de Bayar bu göreve getirildi. Ama yeni hükûmet genel politikada köklü bir dönüşüm gerçekleştiremedi. Hükûmetin bileşiminde de önemli bir değişiklik yapılmadı, ekonomi politikası değiştirilmedi. Bayar hükûmeti döneminde devletçi yaklaşımı sürdüren Denizbank Kanunu çıkarıldı, birkaç devletleştirme yapıldıysa da bu alanda önemli bir girişim olmadı. Atatürk’ün ölümünden (10 Kasım 1938) sonra cumhurbaşkanı seçilen İnönü’nün yeniden başbakanlığa atadığı Bayar’ın bu görevi kısa sürdü, Ocak 1939’da istifa ederek başbakanlıktan ayrıldı.
Demokrat Parti

II. Dünya Savaşı yıllarında Bayar’ın siyasal etkinliği sınırlı kaldı, yeniden milletvekili seçildiyse de önemli bir göreve getirilmedi. 1943’ten sonra hükûmete karşı ılımlı muhalif bir tutum takındı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yönetimine karşı muhalefet, 1945 yılı Bütçe Kanunu’nun oylanması sırasında su yüzüne çıktı; 29 Mayıs 1945 günü, Şükrü Saraçoğlu Hükümetinin 1945 yılının yedi aylık bütçesi için yapılan oylamada Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Refik Koraltan ve Emin Sazak’la birlikte bütçeye ret oyu verdi, ardından, aynı gün içinde yapılan güven oylamasında hükûmete güvensizlik oyu verenler arasında yer aldı. Parti içi muhalefet 7 Haziran 1945’te Bayar, Menderes, Koraltan ve Köprülü’nün CHP Meclis Grubu başkanlığına “Dörtlü Takrir” diye bilinen “Parti tüzüğü ve bazı kanunlarda tadilat” isteyen bir önerge vermesiyle iyice belirginleşti. Ülkede ve partide siyasal liberalleşme isteyen bu önerge, CHP grubunda, imza sahiplerinin dışındaki üyelerce oy birliğiyle reddedildi. Ardından, önce 21 Eylül 1945 günü CHP Divanı oy birliğiyle Dörtlü Takrir’i verenlerden Köprülü ve Menderes’i, kısa süre sonra da Koraltan’ı partiden ihraç etti. Bayar, Eylül 1945’te milletvekilliğinden, Aralık 1945’te de CHP’den istifa etti. 7 Ocak 1946’da bu üç arkadaşıyla birlikte Demokrat Parti’yi (DP) kurdu ve partinin genel başkanlığına seçildi.
Tek parti dönemindeki, özellikle II. Dünya Savaşı yıllarındaki sıkıntıların halkta yarattığı hoşnutsuzluk ve savaş ertesinde dünya çapındaki demokratik gelişme bağlamında kurulan, aynı zamanda tek parti üst kademesindeki (özellikle İnönü-Bayar çekişmesinde odaklaşan) iktidar mücadelesini ve (İnönü’nün saf devletçiliği ile Bayar’ın özel girişime yönelik devletçiliği gibi) farklı ekonomi politikası yaklaşımlarını yansıtan Demokrat Parti’nin programında siyasal demokratikleşme, bürokrasinin gücünün kırılması, devletçilik ilkesi korunmakla birlikte, özel girişimin özendirilmesi gibi temalar işleniyordu. Bayar partiyi tanıtmak için çıktığı gezilerde artık halkın iktidara gelmesi gerektiğinden, halk iradesinden söz ediyordu.
DP 1946 seçimlerinde CHP’ye karşı görece bir başarı elde ederek 62 milletvekili çıkardı. Bayar da İstanbul’dan milletvekili seçildi. 1946-1950 yılları arasında, ana muhalefet partisi lideri olarak eski partisi CHP’ye karşı zaman zaman sertleşen bir muhalefet yürüttü. DP’nin Ocak 1947’deki ilk kongresinde Bayar, Seçim Kanunu’nun değiştirilmesini, aynı kişinin hem cumhurbaşkanı hem parti başkanı olamamasını, antidemokratik yasaların kaldırılmasını istedi. Ama CHP’ye karşı muhalefetin dozu konusunda, DP içindeki ılımlılar arasında yer aldı. “Aşırılar” daha sonra partiden ayrılarak Millet Partisi’ni kurdular. DP tek parti döneminin etkin laiklik politikasından hoşnutsuzluk duyan dinci çevrelerce desteklenmekle birlikte, Bayar’ın “Atatürkçü” kişiliği bu partinin laikliğe bağlılığı konusunda güvence olarak görülüyordu.
Cumhurbaşkanlığı (1950-1960)

1950 seçimlerinde oyların yüzde 53’ünü alan DP büyük bir seçim başarısı elde ederek tek başına iktidara geldi ve Cumhuriyet döneminde iktidar ilk kez el değiştirdi. Muhalefet günlerinde Celâl Bayar cumhurbaşkanı olmak yerine, kabine başında olmayı tercih ettiğini kesin surette söylemişti. Parti liderinin cumhurbaşkanı olmaması ve bu makamın politika dışında kalması hakkında muhalefet devrinde yapılan ısrarlarında samimi olduğu, Bayar’ın cumhurbaşkanlığını reddetmesi suretiyle belirtilmiş olacaktı. Fakat seçimlerin ardından kararı değişince Celâl Bayar, 22 Mayıs 1950’de cumhurbaşkanı seçildi ve DP genel başkanlığından çekildi.

1954 ve 1957 seçimleri sonunda da yeniden cumhurbaşkanı oldu ve 27 Mayıs Darbesi’ne (1960) kadar bu görevde kaldı. Türkiye’nin üçüncü cumhurbaşkanı olan Bayar, Cumhuriyet’in asker kökenli olmayan ilk cumhurbaşkanıdır (Bayar görevden uzaklaştırıldıktan sonra da 29 yıl boyunca cumhurbaşkanlığı makamında asker kökenliler yer aldı.). DP genel başkanlığından ayrılmasına karşın, DP iktidarı döneminde DP politikalarının belirlenmesinde Adnan Menderes’le birlikte birinci derecede söz sahibi oldu. Partiler üstü bir görev anlayışı izlemedi, taşıdığı DP amblemli bastonda simgeleşen davranışlarıyla sürekli olarak DP’nin önderi olduğu görünümünü verdi. Seçimlerde etkin biçimde propaganda gezilerine katıldı. Bu nedenle muhalefet tarafından sık sık eleştirildi.

DP döneminde Batı blokuyla ilişkiler sıklaştırıldı, Türkiye Kore Savaşı’na ve NATO’ya katıldı. Bu temelde birçok dış gezi de yapan Bayar, 1954’te, ABD’ye resmî bir ziyarette bulunan ilk Türkiye Cumhurbaşkanı oldu. 1957 seçimleri öncesi, 20 Ekim 1957’de DP’nin İstanbul’daki mitingindeki konuşmasında “Türkiye’nin 30 yıl içinde bir “Küçük Amerika” olacağını” açıkladı.
On yıllık DP iktidarı döneminde Türk toplumu derin dönüşümler yaşadı. Özel girişimi özendiren enflasyonist bir ekonomi politikası izlendi ama devletin ekonomik ağırlığı azaltılmadı. Halkın siyasal katılımı arttı, siyasal üst kademenin yapısı değişti. Laiklik yönelimi terk edilmemekle birlikte, tek bir partinin etkin laiklik politikasından vazgeçildi. Ama 1950’lerin ikinci yarısında, ekonomik bunalımın da etkisiyle, DP gittikçe artan otoriter bir politika izledi, muhalefete karşı baskı uyguladı. Bu otoriter yönetimde Bayar’ın da belirleyici bir etkisi oldu. Etem Menderes, 14 Kasım 1957 günü not defterine, Bayar’ın, “İcap ederse İsmet Paşa’yı da sehpaya götürmekte tereddüt etmem!” dediğini yazdı ve bunu “korkunç ihtiras” olarak tanımladı.
27 Mayıs Darbesi

DP’nin artan baskısına karşı artan hoşnutsuzluktan yararlanan 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesi DP iktidarını devirdi. Bayar, darbe sabahı Çankaya Köşkü’nde kendisini teslim almaya gelen subaylara karşı önce direnmeye çalıştı, sonra da ceketinin cebindeki tabancayı şakağına dayayarak intihar girişiminde bulundu. Ancak 77 yaşındaki Bayar’dan daha atik davranan askerler tabancayı elinden almayı başardılar. Bayar öbür DP yöneticileriyle birlikte tutuklandı, “vatana ihanet” ve “anayasayı ihlal” suçlamasıyla Yassıada’da, Yüksek Adalet Divanı’nda yargılandı. Yassıada’da tutuklu olduğu sırada, 25 Eylül 1960’ta, Düşükler Yassıada’da filmine tepki göstererek bel kemeriyle intihara teşebbüs etti ancak kurtarıldı. 15 Eylül 1961’de idama mahkûm edildi. Hüküm verildiği zaman 78 yaşında olan Bayar’ın cezası Millî Birlik Komitesi tarafından yaşam boyu hapse çevrildi ve Yassıada’dan Kayseri Cezaevi’ne nakledildi.
Hastalığının ilerlemesi üzerine, 14 Şubat 1962’de tedavi için Ankara’ya getirildi ve 5 gün sonra yeniden Kayseri’ye götürüldü. 1963 yılının ilk aylarında Celâl Bayar’ın sağlık nedenleriyle Cumhurbaşkanı tarafından affı gündeme geldi. Bayar’ın cezası, sağlık nedenleriyle hükûmet tarafından 6 aylık bir süre için ertelendi ve 22 Mart 1963’te tahliye edildi. 23 Mart’ta Kayseri’den Ankara’ya gelen Bayar’ı, büyük bir konvoy ve kalabalık karşıladı. Bu coşkulu karşılama tepkilere neden oldu, aleyhte gösteriler Adalet Partisi (AP) binasının, Bayar’ın yerleştiği evin ve Yeni İstanbul gazetesinin taşlanmasına kadar gitti. AP’nin kapatılacağı endişesi ortaya çıktı. Bu gelişmelerden sonra 28 Mart’ta Bayar’ın cezasının ertelenmesi ile ilgili karar kaldırıldı. Bu tarihten itibaren 6 ay Ankara Hastanesinde gözetim altında kaldıktan sonra, sağlık durumunda herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen tekrar Kayseri Cezaevi’ne gönderildi (5 Ekim 1963).
Sağlık nedeniyle serbest bırakıldığı 8 Kasım 1964’e değin Kayseri Cezaevi’nde kaldı. 8 Temmuz 1966’da da hakkında verilen adli tıp raporuyla dönemin cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından, Anayasa’nın 97. maddesinde yazılı sebeplere dayanılarak affedildi. Adalet Partisi hükûmetinin 8 Ağustos 1966’da çıkardığı yeni bir af yasasıyla, ömür boyu hapis cezasına çarptırılanlar da dâhil olmak üzere eski DP’lilerin tümü özgürlüklerine kavuştular.
Sonraki yıllar ve ölümü
Bundan sonra, eski DP’lilerin siyasal haklarının geri verilmesi için çalıştı. 1968’de, kendisi gibi siyasal haklarını yitirmiş eski DP’lileri haklarını geri alabilmeleri için bir araya getirmeyi amaçlayan “Bizim Ev” adlı bir kulüp kurdu. 14 Mayıs 1969’da siyasal hasmı İsmet İnönü ile tarihî buluşma gerçekleştirerek eski DP’lilerin siyasi haklarının geri almaları için gereken anayasa değişikliği konusunda CHP’nin desteğini sağladı. İnönü’nün yardımlarıyla Anayasa değişikliği TBMM’de onaylandı.
Ancak değişikliğin Cumhuriyet Senatosu’nda oylanmasından önce Türk Silahlı Kuvvetleri ve Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın tavır alması nedeniyle, iktidardaki Adalet Partisi’nin lideri Süleyman Demirel yaklaşan 1969 seçimleri öncesinde TSK ile gerginlik çıkmaması için Senatodaki oylamanın seçimlerden sonraya bırakılmasını istedi. AP’nin af konusundaki tutumu ile parlamentonun itibarını zedelediğini ileri süren Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy ve eski DP’li bakanlardan Samet Ağaoğlu’nun eşi AP Manisa Milletvekili Neriman Ağaoğlu, 31 Temmuz 1969 günü partilerinden ve milletvekilliklerinden istifa ettiler. Bu gelişme eski DP’lilerin AP’lilerle ihtilaflarının su yüzüne çıkması şeklinde yorumlandı.
Bununla birlikte seçimlerin ardından anayasa değişikliği Cumhuriyet Senatosu’nda görüşüldü ve 6 Kasım 1969’da kabul edildi. Ancak 14 Kasım 1969 günü Türkiye İşçi Partisi, kanun değişikliğinin usul yönünden iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme başvuruyu haklı bularak, 16 Haziran 1970’te anayasa değişikliğini iptal etti. Bu iptal, kanunun Millet Meclisinde kabulü sırasında AP’li Meclis Başkanı Ferruh Bozbeyli’nin yaptığı hatanın sonucu olarak nitelendirildi, Bozbeyli’nin itirazına rağmen, bilerek usul hatası yaptığına dair iddialar sürdü. Siyasi affın bu şekilde Anayasa Mahkemesi’nce iptali, AP’nde parti içi bölünmelerin artmasına neden oldu. Bu süreçte AP’den istifa ve ihraç edilenler Aralık 1970’te Demokratik Parti’yi kurdular. Bayar, kurucuları arasında kızının da yer aldığı Demokratik Parti’yi destekledi. Bu partinin seçim kampanyalarına katıldı.
1973 seçimlerinden sonra oluşan CHP-MSP Koalisyonu zamanında 2 Nisan 1974’te Meclis, eski DP’lilerin siyasi haklarının iadesini öngören kanun teklifini kabul etti. Ancak eski DP’lilerin siyasi partilere üye olabilmesi ve milletvekili seçilebilmeleri için siyasi partiler ve seçim kanunlarında da yapılması gereken değişiklikler vardı, bu değişiklikler aynı yılın aralık ayında gerçekleştirilebildi.
Cezaları bağışlanan Bayar, 1961 Anayasası’na göre, eski cumhurbaşkanı olarak, Cumhuriyet Senatosunun doğal üyesi sayılıyordu. AP’li senato başkanı Tekin Arıburun’un, Senatoya katılması yolundaki çağrısını, doğal üyeliğe karşı olduğu savıyla geri çevirdi (28 Nisan 1974).
Affın gerçekleşmesinden sonra Demokratik Partililerden büyükçe bir grubun AP’ye dönmesi üzerine, Bayar da 1975 Senato kısmi seçimlerinde yeniden Adalet Partisi’ni destekledi; Bursa’da yapılan AP mitinginde, Süleyman Demirel ile birlikte kürsüye çıkarak konuştu. Bu dönemde sağ siyasal güçler açısından birleştirici bir simge sayıldı. 12 Eylül Darbe yönetimini ve 1982 Anayasası’nı destekledi.
Ölümü
Uzunca süre yaşadığı konjestif kalp yetmezliği nedeniyle kaldırıldığı İstanbul Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Merkezinde (günümüzde Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi) 22 Ağustos 1986’da 103 yaşında öldü. Öldüğünde, dünyanın en yaşlı politikacısıydı.
Ölümünün ardından Anıtkabir’e defnedilmesi gündeme geldi. Bazı basın organları ve siyasi partiler konuyu gündeme getirdi. Başbakan Turgut Özal ve SHP lideri Erdal İnönü de Anıtkabir’e gömülmesine destek verdi. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ise buna karşı çıktı, teklifi reddetti.
Cenazesi, 28 Ağustos 1986’da Ankara’da Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in de katılımıyla gerçekleşen devlet töreninin ertesi günü doğum yeri olan Umurbey’de toprağa verildi.
Anısı
1965 ile 1972 arasında Ben de Yazdım başlığıyla 8 cilt hâlinde anılarını yayımladı. 1969’da Başvekilim Adnan Menderes (derleyen İsmet Bozdağ) adlı bir kitabı yayımlandı. 1961 ile 1964 arasında yaklaşık üç yıl kaldığı Kayseri Cezaevi’ndeki anıları Kayseri Cezaevi Günlüğü (hazırlayan Yücel A. Demirel) adıyla 1999 yılında kitaplaştırıldı.
Doğduğu ev, Yapı Kredi Bankası’nın sahibi Kazım Taşkent’in katkılarıyla restore edilmiştir. 1992 yılında kurulan Manisa’daki Celal Bayar Üniversitesine adı verildi.
- 1967 – Güney Kore’de Daewoo şirketi kuruldu.
![]() |
|
Kurulduğu ülke | Güney Kore |
---|---|
Kurulduğu Yıl | 1983 |
Üretimin Bittiği Yıl | 1999 |
Akobeti | İflas ederek GM Daewoo olarak adı değişmiştir |
Önceli | Saehan Motors |
Ardılı | GM Daewoo |
Daewoo, Güney Koreli şirket topluluğu idi. Dewoo Sınai adı altında 22 Mart 1967’de kurulmuştur. 1972 yılında otomotiv alanında faaliyete geçmiştir. 1999 yılında iflas etmiştir. Güney Kore hükûmeti firmanın iflasıyla kalan 76 milyar dolarlık borcu üstlenmek zorunda kalmıştır. Daewoo’nun eski başkanı Kim Woo Chung’u kötü yönetim, bilanço sahtekarlığı ve yurt dışına para transferi nedeniyle 10 yıl hapis, 21 milyar dolar da para cezasına çarptırmıştır. Daewoo’nun otomobil üretimi yapan iştiraki “Daewoo Motor” dünyanın en büyük otomobil üreticisi Amerikalı GM (General Motors) satın alınarak, diğer Daewoo iştiraklerinden ayrılmış ve “GM Daewoo” (GMD) adını almıştır.
Türkiye’ye Chevrolet tarafından pazarlanmıştır.
- 1968 – Paris’te, Nanterre Üniversitesi’nde, ABD’nin Vietnam’da yürüttüğü savaşa karşı çıkan ve eğitimde reform yapılmasını isteyen öğrenciler, Daniel Cohn-Bendit’in liderliğinde üniversitenin birinci amfisini işgal ederek, “68 olayları”nı başlattı.
- 1969 – Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı, İstanbul’da toplandı. Kısa adı FKF olan Fikir Kulüpleri Federasyonu lideri Yusuf Küpeli ile Deniz Gezmiş bir manifesto yayımladılar. “Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye” hedefi için mücadele programını açıkladılar.
- 1980 – Türkiye’de 12 Eylül 1980 Darbesi’ne Giden Süreç (1979- 12 Eylül 1980): TBMM’de yapılması gereken cumhurbaşkanı seçimi yapılmadı. 12 Eylül 1980’e kadar aylarca cumhurbaşkanı seçilmedi.
![]() |
||
|
||
1980 Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimi, Türkiye’nin 7. cumhurbaşkanını seçmek üzere yapılan ancak 22 Mart 1980 tarihinden 12 Eylül 1980 tarihine kadar sonuç alınamadan devam eden seçim sürecidir.
6 Nisan 1980 tarihinde 7 yıllık görev süresi dolacak Fahri Korutürk’ün yerine cumhurbaşkanlığına geçecek kişiyi belirlemek üzere 450 TBMM üyesi ile 184 Cumhuriyet Senatosu üyesinin katıldığı ortak oturumlarda yapılan oylamaların ilk iki turunda 3’te 2 çoğunluk (423), sonraki turlarda ise salt çoğunluk (318) arandı. 22 Mart 1980 tarihinde yapılması gereken seçim, aday çıkmaması nedeniyle 25 Mart 1980 tarihine ertelendi. Bağımsız milletvekili Nurettin Yılmaz’ın adaylığını koymasıyla 25 Mart 1980 tarihinde oylamalar başladı.
En çok oyu Eski Türk Hava Kuvvetleri Komutanı ve Kontenjan Senatörü Muhsin Batur aldı. Oyu 300’ü geçti ama yeterli sayıya ulaşamadı. Batur, görev süresini tamamlayıp emekliye ayrıldıktan sonra oylamalar 11 Eylül 1980 tarihinde yapılan 124. tura kadar devam etti.
Meclis’in en büyük iki partisi olan AP ve CHP’nin liderleri Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit, seçim konusunda anlaşamadı. Oy kâğıtlarına Ajda Pekkan, Bülent Ersoy, Aynur Aydan gibi isimlerin de yazıldığı seçim turları sonuç vermedi.[2][3] 12 Eylül Darbesi’yle yönetime el koyan Millî Güvenlik Konseyinin başkanı Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, 1982’deki referanduma kadar Devlet Başkanı olarak görev yaptı.
- 1986 – Mehmet Ali Ağca, İtalya’da ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
- 1988 – Türkiye İmar Bankası T.A.Ş kuruldu.
- 1993 – Intel Pentium satışa sunuldu.
- 1995 – Irak’ın kuzeyindeki harekâtta, 3 bin PKK mensubu çembere alındı; 200’ü öldürüldü, sekiz asker öldü ve 11 asker de yaralandı.
- 2001 – Diyarbakır DGM’de 5 yıl süren Yüksekova Çetesi davasında, 15 sanığa 3 ile 30 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi.
- 2003 – Hakkında üç ayrı gıyabi tutuklama kararı bulunan iş insanı Halil Bezmen, cezaevine konuldu.
- 2006 – Zamanının yaşayan en yaşlı hayvanı olarak kabul edilen Adwaitya adlı kaplumbağa 256 yaşında öldü.
- 2016 – Brüksel’de havalimanında gerçekleşen 2 patlamanın ardından, metro duraklarında da ikiz patlama meydana geldi. Saldırılarda en az 34 kişi hayatını kaybetti ve 136 kişi de ağır bir şekilde yaralandı.[1]
- 2017 – Birleşik Krallık’ın başkenti Londra’da bir saldırgan Westminster Köprüsü üzerindeki yayaları ezip, ardından Westminster Sarayı önündeki polislere bıçakla saldırıda bulundu. Saldırıda 7 kişi öldü, saldırıdan bir gün sonra IŞİD saldırıyı üstlendi.
- 2024 – Rusya’da Krasnogorsk saldırısı gerçekleşti, saldırıyı IŞİD üstlendi.