Facebook'ta takip et.Twitter'da takip et. Abone Ol!
Tarihte ve Dünyada 10 Haziran
Tarih
2021-06-10 07:30

Tarihte ve Dünyada 10 Haziran

10 Haziran

 
 
   Tarihte Bugün 

Miladi takvime göre yılın 161.günüdür. 

Olaylar


  • 1190 - Friedrich Barbarossa, Üçüncü Haçlı Seferi sırasında Saleph Nehri'nde (şu anki Göksu Nehri) boğularak öldü.
  • 1692 - İngiltere'nin Amerikan kolonilerindeki Salem Cadı Mahkemeleri'nde suçlu bulunan Bridget Bishop asıldı.
  • 1909 - Telsizle ilk "S.O.S." sinyali, Slavonia adlı İngiliz gemisinden verildi.
  • 1916 - Osmanlı yönetimindeki Mekke, Arap isyanı sırasında Arapların eline geçti.
  • 1927 - Gazi Koşusu At Yarışı ilk kez yapıldı. Ankara Hipodromu'ndaki yarışı Mustafa Kemal Paşa da izledi.
  • 1931 - Faşistlerle işbirliğini red eden orkestra şefi Arturo Toscanini, eşiyle birlikte İtalya'yı terk etti.
  • 1934 - İran Şahı Rıza Şah Pehlevi, Türkiye'yi ziyaret amacıyla Gürbulak'ta Türk sınırına geldi ve törenle karşılandı.
  • 1935 - Mülkiye Mektebi'nin adının Siyasal Bilgiler Okulu olarak değiştirilmesine karar verildi.
  • 1940 - II. Dünya Savaşı: İtalya, Fransa ve Birleşik Krallık'a savaş ilan etti.
  • 1940 - II. Dünya Savaşı: General Erwin Rommel'in komutasındaki Alman Birlikleri Manş Denizi'ne ulaştı.
  • 1940 - II. Dünya Savaşı: Kanada, İtalya'ya savaş ilan etti.
  • 1940 - II. Dünya Savaşı: Norveç, Alman kuvvetlerine teslim oldu.
  • 1942 - Naziler Çekoslovakya'da Lidice kasabasını yerle bir ederek, Reinhard Heydrich'in öldürülmesine misilleme olarak 1300 kişiyi katletti.
  • 1946 - İtalya Krallığı sona erdi ve İtalyan Cumhuriyeti ilan edildi. 

İtalya Krallığı

 
İtalya
Regno d'Italia
İtalya Krallığı
1861-1946
 
Bayrak
 
Arma
 
İtalya, onun kolonileri ve II. Dünya Savaşı sırasında işgal toprakları
Başkent Torino
(1861–1864)
Floransa
(1864–1871)
Roma
(1871–1946)
Yaygın diller İtalyanca
Hükûmet Meşruti monarşi (1861–1922)
Meşruti monarşi altında otoriter yönetim (1922–1925)
Tek partili, faşist, totaliter diktatörlük (1925–1943)
Askerî işgal (Orta İtalya/Güney İtalya) (1943–1945)
İtalyan Sosyal Cumhuriyeti (Kuzey İtalya) (1943–1945)
Meşruti monarşi (1945–1946)
İtalya Kralı  
 
• 1861–1878
II. Vittorio Emmanuele
• 1878–1900
I. Umberto
• 1900–1946
III. Vittorio Emmanuele
• 1946
II. Umberto
Başbakan  
 
• 1861 (ilk)
Camillo Benso
• 1922–1943
Benito Mussolini
• 1945–1946 (son)
Alcide De Gasperi
Yasama organı Parlamento
• Üst meclis
Krallık Senatosu
• Alt meclis
Temsilciler Meclisi
Faşizm ve Kurumlar Meclisi (1939-1943)
Tarihçe  
 
• Kuruluşu
1861
• Viyana Antlaşması
12 Ekim 1866
• Saint-Germain Antlaşması
10 Eylül 1919
• Roma Rejimi
22 Ekim 1922
• Alman işgali
3-8 Eylül 1943
• Dağılışı
1946
Nüfus
• Sayılan
22182000
Para birimi İtalyan lirası
 
Öncüller
Ardıllar
  Sardinya Krallığı
  Lombardiya-Venetya Krallığı
  Parma Dükalığı
  Modena Dükalığı
  Toskana Büyük Dükalığı
İtalya Cumhuriyeti  
Vatikan  
Trieste Serbest Bölgesi  
Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti  
Etiyopya İmparatorluğu  

İtalya Krallığı (İtalyanca: Regno d'Italia), 1861 yılında İtalya’nın birleşmesinden 1946 yılında İtalyan Cumhuriyeti’nin ilanına kadar devam etmiş bir krallıktır. İtalya Krallığı, Roma İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra kurulmuş, bütün İtalya yarımadasını kapsayan ilk devlettir. Aradaki 12 yüzyıl boyunca İtalya yarımadasında çok sayıda devletçik kurulmuştur.

Birtakım farklı siyasal, toplumsal ve ekonomik değerlerden ve kavramlardan kaynaklanan ihtilaller ile geçen 19. yüzyıl Avrupası’nda yaşanan önemli değişikliklerden biri de; parçalanmış bir halde bulunan İtalya’nın siyasal birliğini kurması oldu.

İtalyan birliğinin sağlanması

Fransız egemenliğinde İtalya

 
İtalya'nın ilk kralı II. Vittorio Emanuele

18. yüzyılın son yıllarında İtalya I. Napolyon tarafından işgal edilerek Fransız etkisi altına girdi. 1789 yılında ihtilal patlak verdiği zaman, İtalya’daki siyasi durum şöyleydi; Sardinya Krallığı, Milano Dükalığı, Cenova Cumhuriyeti, Venedik Cumhuriyeti, Toscana Grandükalığı, Papalık (Roma’da) ve Napoli-Sicilya Krallıkları varlık gösteriyordu. Bu devletlerin bazılarının başında ise, yabancı hanedanlar hüküm sürmekteydi.[1] İtalya, direktörler döneminde Fransız orduları tarafından işgal edildiği zaman; Avusturya ve Prusya’nın bu devlete karşı başlattıkları savaşa, krallıkla yönetilen iki İtalyan devleti de (Sardinya ve Napoli) müttefik olarak katılmıştı. Direktörler yönetimi, Napolyon’a batıl inançlar ocağını söndürmek ve İtalya’yı canlandırmak için Papa’nın siyasal gücünü ortadan kaldırmasını emretmişti.[2] Bu şekilde amaçlarının sadece Avusturya’yı yenerek, bu devleti barış yapmaya zorlamak değil; Papalık’ın Hristiyan nüfuz üzerindeki etkinliğini yok etmek olduğu açıklanmıştı.

Napolyon’un emrindeki ordular, 1796’da İtalya’ya girerek iki yıl içinde yarımadayı hem işgal etti; hem de Avusturya’yı barış yapmaya zorladı. Milano topraklarını işgal eden Napolyon, ardından Roma’ya yöneldi. Papa’yı ağır bir tazminat ödemeye mahkûm ettikten sonra bu kez de kuzeye, Alpler’i aşarak Avusturya’ya girdi. Yine durmadı ve son bir hamleyle 12 Mayıs 1797 tarihinde Venedik'i de işgal etti. Anavatanın tehlikeye düştüğünü gören Avusturya, 18 Ekim 1797 tarihinde Napolyon ile "Compo Formio" antlaşmasını imzaladı.[3] İmzalanan bu antlaşma ile Avusturya, savaşlardan çekildiğini duyuruyordu.

Venedik ve civarları Avusturya’da kalırken, Dalmaçya kıyıları Fransa’ya bağlandı. Ayrıca İonien adaları da Fransa’ya verildi. Artık İtalya’ya iyice yerleşen Fransa genişlettiği hakimiyet alanlarıyla Osmanlı Devleti’ne komşu olmuştu.

1796-1814 yılları arasında İtalya’daki etkinliğini sürdüren Fransa egemenliği, siyasi açıdan iki döneme ayrılır:

Birinci evrede Napolyon, yarımada üstünde yıkılan eski devletçikler yerine; yeni bazı cumhuriyetler kurmuştur. İkinci evrede ise kurduğu bu cumhuriyetleri krallıklara çevirerek asıl amacını gerçekleştirmiştir.

Fransız İhtilali ve bunun ortaya çıkardığı Yurttaş ve İnsan Hakları Bildirisi’nde ifade edilenlerin farkında olan ve bunları benimseyen İtalyan özgürlükçüleri, ilk etapta Napolyon ve ordusunu büyük bir sevinçle karşılamıştı. Çünkü bundan sonra bağımsız ve aynı zamanda birleşik bir İtalya’nın kurulacağını düşünüyorlardı. Fakat Napolyon’un niyeti hiç de böyle değildi. Napolyon, düzeni sadece isim üzerinde değiştirmekle yetindi. Eski krallık ya da dukalıkların yeni adı cumhuriyet oldu. İşgalin başlarında yarımada da Fransa’ya bağlı iki cumhuriyet kurulmuştu. Bunlar Milano’da Cisalpina ve Cenova’daki Liguria Cumhuriyetleri idi. Bundan sonraki birbirini izleyen yıllarda cumhuriyetler, krallıkların yerini teker teker doldurdu. Fakat bütün bunlara rağmen bu cumhuriyetler, Napolyon’un imparator olmasıyla adlarını ve niteliklerini kaybetmişlerdir. 26 Mayıs 1805’te Napolyon İtalya Krallığı tacını giydiğinde, yarımadada üç krallık kurmuştu:

  1. Tyrhenienne Krallığı,
  2. İtalya Krallığı,
  3. Napoli Krallığı.

İleriki yıllarda Napolyon’un düşüşüyle bu krallıklar da sona ermiştir. Napolyon’un üvey oğlu olan Eugene’den sonra İtalya kralı olan Prens Beauharnais ise, konumunu koruyabilmek için Avusturya ile ateşkes imzalamak zorunda kalmıştır. Fakat halkın isyanı neticesinde İtalya’dan kaçmaya mecbur olmuştur.

Böylece sahipsiz kalan Venedik ve Milano bölgeleri Avusturya’nın egemenliği altına girmiştir. Artık Fransız işgalinden kurtulmuş olan İtalya, 1815 senesinde yapılan Viyana Kongresi’nden istediklerini alamadı.

Viyana Kongresi’nden sonra İtalya

Viyana Kongresi İtalya'nın Fransız işgalinden önce yöneten hanedanlara geri verilmesini öngörüyordu. Çünkü parçalanmış bir İtalya, kongrenin içerik amacına tıpatıp uyuyordu. Ayrıca İtalya’nın denetlenmesi görevini de Avusturya üstlenmişti.

Bu parçalı yapı içinde kongre kararlarıyla kurulan önemli bazı krallıklar ortaya çıkmıştır. Bunlar Piyemonte (Sardinya) Krallığı, Toscana, Modena, Parma Dükalıkları, Lukas (Luques) Prensliği, Kilise Devleti ve Napoli (iki Sicilya) krallığı idi.[4] Fakat bir geçek daha vardı ki, bu da Fransız İhtilali’nden sonra İtalya’da giderek yerleşen ulusçuluk ve liberalizm fikirleriydi. İşte Viyana Kongresi’nde alınan kararlar da, bu fikirleri tetikleyen unsurlar oldu. Böylece İtalya’da ulusal birlik kurma çalışmaları başladı. Ancak 1815'ten sonraki süreçte, bu birliğin oluşmasına engel teşkil eden iki önemli unsur vardı.

Bunlardan ilki Avusturya idi ve İtalya’nın kuzeyindeki hakimiyet alanları oldukça fazlaydı. İkinci engel ise kilise yoluyla bütün İtalya'ya, devlet olarak da politik yolla Orta İtalya'ya egemen olan Papalık idi.[5] Ayrıca bu iki büyük engel dışında, Sicilya Krallığı’nı elinde tutan İspanyollar ve yarımada üzerinde hala nüfuz sahibi olan Fransa devletleri de; olumsuz faktörlerdendi. Fakat tam da bu sırada bazı gizli dernekler İtalya’nın birleşmesi için çalışmaya başladılar.

Siyasal birliğin oluşmasındaki yardımcı kuruluşlar

Carbonaria örgütü

1807 yılında gizli bir örgüt olarak kurulan dernek, asıl amacını belli etmemek için; “Kömürcü” anlamına gelen bu terimi kullanmışlardır. İlk etapta Fransızları ülkeden çıkarma gayesinde olan dernek, bu dönemde pek etkinlik gösterememiştir.

Ancak restorasyon dönemi sırasında derneğin amacı da değişime uğramıştır. Fransa bir dost gibi görünürken, mevcut Avusturya baskısından kurtulmak ve Avusturyalıları İtalya dışına çıkarmak; bunun neticesinde de siyasi birliği gerçekleştirmek derneğin ana hedefi olmuştur. Zaten Viyana Kongresi kararları açıklandıktan sonra, hayal kırıklığı yaşayan İtalyan halkın derneğe üye olmalarıyla sayıları hızla artmıştır.

Masonluk örgütü

İtalyan birliğinin sağlanması için kurulan gizli derneklerden birisi de “Mason dernekleri” olmuştu. Masonluk, İtalya’ya özgü bir kuruluş olmayıp; İngiltere kökenli idi ve birçok ülke gibi İtalya’da da yayılmıştı.[6] İlk etapta Ortaçağ’da yapı işçilerinin kurduğu bir lonca örgütü olarak teşkilatlanan masonluk, 17. yüzyıldan sonra mesleki bir kuruluş olma özelliğini yitirerek; aynı zamanda dinsel bazı yöntemleri de benimsemiştir. İngiltere’de ortaya çıkan bu gizli örgüt, zamanla Avrupa’dan taşarak Asya’ya da yayıldı. İtalya’da ilk defa 18. yüzyılda kurulan mason locaları, ancak 19. yüzyılda etkinlik kazanabildiler.

İtalya birliğinin kurulması yolunda Carbonaria örgütü, silahlı bir ihtilal yönetimi sürdürürken; aydınları bünyesinde toplayan mason locaları, basın-yayın ve anlatım gibi yollarla amaca ulaşmayı hedeflemişlerdir.

Giuseppe Mazzini ve Giuseppe Garibaldi birleşme hareketinin öncüleri arasında yer alıyorlardı. Ayrıca Sardinya kralı II. Vittorio Emmanuel de bu birleşme hareketini destekleyenler arasındaydı.

Birliğin kurulma aşamaları

1815 yılında toplanan Viyana Kongresi’nin yarattığı dış baskılar ve bunun yanında Avusturya’nın devam eden denetimi, içte de birliğe giden yolu etkilemiştir. Ortaya çıkan birçok farklı görüş sebebiyle İtalya, bu yolda çeşitli aşamalardan geçerek; hedefini 1860 yılında gerçekleştirebilmiştir. Bütün yarımadanın bu birliğe dahil olması ise ancak 1871 senesinde olmuştur.

Birinci aşama

1820-1821 yılları arasındaki ilk aşamada, Piyemonte ve Napoli kentleri öncü olmuştu. Bunlar, bütün İtalyanların katıldığı ve tüm İtalya’yı kapsayan bir krallığın kurulmasını istiyorlardı. Ayrıca mutlak monarşiler yerine meşruti monarşilerin kabul edilmesinden yanaydılar. Tıpkı İspanya’daki gibi bir anayasa istekleri vardı ve tüm bunları gerçekleştirmek amacıyla harekete geçerek isyan başlattılar. Fakat bu başkaldırış, Avusturya’nın müdahalesiyle amacına ulaşamadan bastırıldı.

İkinci aşama

İkinci aşamada ise, 1830 İhtilalleri fikirlerin etkisiyle Orta İtalya’daki Modena, Parma ve Kilise devletlerinde yeni bir hareket başladı. Amaç anayasal bir rejim ile yönetimde özgürlük sağlamak, milli bir ordu yaratmak ve basın hürriyetini sağlamaktı. Parma ve Modena dukalıklarında isyan eden gruplar, geçici hükümetler kurdular.[7] Ancak bu ayaklanma ve isyanlar da bastırılıp eski düzen yeniden sağlandı. Böylece İtalya’daki statüko 1848’e kadar aynen devam etti.[5]

Üçüncü aşama

1831 yılında İtalya’da görülen ihtilallerin başarısızlığa uğramasıyla, siyasal rejim bazı değişiklere uğramış ve Giuseppe Mazzini önderliğinde Cumhuriyet düşüncesi giderek güçlenmiştir. Böylece birlik kurma yolunda üçüncü aşamaya gelinmiştir.

Mazzini, bu düşünce yapısını ailesinden miras alan; dönemin önemli aydınlarından biriydi. Bir dönem Carbonaria örgütüne girmiş, buradaki silahlı direniş yöntemi sebebiyle dernekten ayrılarak kendi örgütünü kurmuştur. Bundan sonra yavaş yavaş kitleleri etrafında toplamayı başarmış ve çeşitli bölgelerde yerel komiteler oluşturmuştur. Mazzini taraftarları, 1834 yılı Şubat ayında Cenova’da bir geçici hükûmet bile kurdular.[8] Amaçları ise meşruti krallıkları kaldırıp, bunların yerine cumhuriyeti getirmekti. Fakat bu duruma da müdahale gecikmeden geldi. Bu ideolojinin karşısındaki en büyük güç olan Metternich, Fransa’yı da müttefiki yaparak duruma el koydu. Bundan sonra Mazzini, çabalarını sürdürüp bazı küçük zaferler elde etse de bunlar geçiciydi ve zamanla etkisini kaybettiler.

 
Klemens von Metternich (1773 - 1859)

Ayrıca Avusturya, İspanya, Napoli ve Fransa krallıklarının oluşturduğu dörtlü ittifakın bunda payı büyüktü. Mazzini’nin çabaları sonucu 1848’de kurulup 16 ay gibi kısa bir süre varlık gösterebilen cumhuriyet yönetimi, 1 Temmuz 1849 tarihinde Fransız ordusunun Roma’ya girerek duruma müdahale etmesiyle sona erdi.

Dördüncü aşama

Fransa’da çıkan 1848 İhtilalleriyle yeni bir heyecana kapılan İtalya halkı tekrar ayaklandı. Özellikle Metternich’in Avusturya Başbakanlığı'ndan düşmesinden sonra olaylar hızla gelişme gösterdi.[5] 1848 yılında Lombardiya Avusturya'nın elinde bulunuyordu. İşte bu durumda, Lombardia ile birlikte Venedik de aynı hareket içine girdi ve ayaklanmalar başladı. Bu gelişme kısa sürede yarımadanın diğer bölgelerine de sıçradı. Yine bu sırada Avusturya içinde de bazı ayaklanmalar yaşanıyordu ve Kuzey İtalya halkı, Avusturya’yı ülkeden çıkarmak için harekete geçtiler. Daha önce halka bir anayasa veren Piyemonte Kralı Şarl Alberto’ya destek büyüktü ve o da bu destekle Avusturya’ya savaş açtı. Papa, Napoli, Toscana ordularının da olduğu birlik içinde anlaşmazlık çıkınca Şarl’ın ordusu geri dönmek zorunda kaldı. Bu arada Piyemonte Kralı, kendisini İtalya Kralı ilan etti. Lombardia ve Venedik de, Piyemonte’ye katıldıklarını açıkladılar (Mayıs 1848). Fakat yine de 1848 İhtilalinin etkileri olumlu sonuçlar yaratmadı ve Piyemonte ordusu Avusturya karşısında aldığı mağlubiyetlerle prestij kaybetti.

Buraya kadar yaşanan gelişmeler ve İtalyan siyasi birliğinin kurulması için yapılan çalışmalar, sadece İtalyanlar tarafından gerçekleştirilmiş faaliyetlerdi. Fakat 1848-49 senelerinde alınan başarısızlıklar, Avusturya’yı yenebilmek için büyük Avrupa devletlerinin desteğinin şart olduğunu ortaya koydu. Bu andan sonra izlenecek politikalar da, bu düşünceye göre şekillenmiştir. Yeni politikanın uygulanmasında ve İtalya birliğinin gerçekleşmesinde ise, birinci derecede rol oynayan devlet adamı Piyemonte başbakanı Kont Cavour; sonra da Fransa imparatoru III. Napolyon oldu.[9]

Son aşama

 
İtalya’nın birleşmesi (1848-1870)

Yeni süreçte kurulmuş olan İtalya Krallığı, Roma ve Venedik’i hala birliğe dahil edememişti. Fakat bu yeni devletin Venedik’i Avusturya’dan, Roma’yı ise Papalıktan alacak güce tek başına sahip olamadığı da saklanamaz bir gerçekti. İtalya politikasını uzun yıllar meşgul eden bu önemli sorun, ancak yabancı devletlerin etkisiyle çözüme kavuşabilirdi. Beklenen oldu ve tıpkı İtalya gibi Almanya da, siyasi birliğini kurabilme çabası içine girmişti. Bu iki devletin karşısındaki güç ise ortaktı, Avusturya. Böylece başlarda Fransa’nın karşı çıkmasına rağmen Prusya-İtalya ittifakı gerçekleşti. 1866 senesinde Prusya, Avusturya’ya savaş açıp bu devleti yendi. İtalya, bu savaşta hiçbir varlık gösteremediği halde; Prusya’nın yanını tuttuğundan, 3 Ekim 1866’da Avusturya ve Prusya arasında yapılan Viyana Antlaşması ile Venedik ve civarını topraklarına katmayı başardı.[10]

Artık sıra Papa’nın savunduğu Roma’ya gelmişti. İtalya, Roma’yı da sınırlarına katarak daha fazla güç kazanacak ve bundan böyle dışa dönük politikalar izlemeye başlayabilecekti. Bu ise Fransa’yı olumsuz etkileyeceğinden, İtalya’yı engellemek için III. Napolyon tarafından Papa’ya asker yardımında bulunulmuştur. Fakat bir süre sonra başlayan Prusya-Fransa Savaşı’nda bu kez III. Napolyon yenilmiş ve Sedan’da esir düşmüştür(1871).[11] Bunun sonucunda da Papalığı destekleyen en önemli güç ortadan kalkmıştır.

20 Eylül 1870 tarihinde Roma’yı işgal eden İtalyanlar, başkentlerini de buraya taşımışlardır. Papanın, Roma’nın birliğe katılmasını tanımaması yüzünden; İtalya ile arası açıldı. Bunun üzerine İtalyan hükûmeti 1871’de çıkardığı "Garanti Kanunu" ile Papa’nın (Papalık’ın) İtalya içerisindeki durumunu saptadı.

Buna göre; Papa, yine devlet başkanı olarak protokolde yer alacak ve kralla aynı haklara sahip olacak, belli bir maaşı bulunacaktı.[10] Neticede Papa yalnızca dini lider olarak kabul gördü.

Böylece 1815 yılında kurulan ve titizlikle sürdürülmesine çalışılan Avrupa güç dengesi bozulmuş oldu.[12] Stratejik konumu itibarıyla Avrupa ve Akdeniz’in önemli bir noktasında yer alan İtalya, bundan böyle diğer büyük devletlerle beraber sömürgecilik yarışı içine girdi. Bu amaçla da gözlerini çevirdiği topraklardan bir kısmı, Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı topraklar olmuştur.

  • 1946 - Türkiye Gazeteciler Cemiyeti kuruldu.
  • 1947 - Saab, ilk otomobilini üretti.
  • 1949 - Devlet Tiyatro ve Operası, TBMM'de kabul edilen yasayla Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak kuruldu. İlk Genel Müdür Muhsin Ertuğrul oldu.
  • 1955 - Yapımı 2,5 yılda tamamlanan 300 odalı, 500 yataklı İstanbul Hilton Oteli açıldı.
  • 1960 - Turan Emeksiz, Nedim Özpolat, Ersan Özey, Ali İhsan Kalmaz ve Sökmen Gültekin, Ankara'da Anıtkabir yamacında toprağa verildi.
  • 1960 - Celâl Bayar ve Adnan Menderes, yargılanmak üzere Yassıada'ya götürüldü.
  • 1967 - Altı Gün Savaşı sona erdi: İsrail ve Suriye ateşkes imzaladı. İsrail; Gazze Şeridi, Golan Tepeleri, Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Sina Yarımadası'nı işgal etti.
  • 1987 - Eskişehir F-16 uçak motor fabrikası, Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından açıldı.
  • 1990 - Şırnak'ın Çevrimli köyüne saldıran PKK militanları, 26 sivili öldürdü.
  • 1993 - Dünya Sinemalar Günü, Türkiye'de ilk kez kutlandı.
  • 2000 - Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad öldü. Yerine 17 Temmuz'da oğlu Beşar Esad getirildi.
  • 2001 - Kuzey İrlanda'nın başkenti Belfast'ta düzenlenen 11. Dünya Büyükler Boks Şampiyonası'nda, 57 kiloda Ramazan Paliani, Dünya Şampiyonu olarak altın madalya kazandı.
  • 2002 - Ontario'da (Kanada) eşcinsel (eşdeğer) evlilik yasalaştı.
  • 2005 - Orhan Boran'ın 60. sanat yılı ve profesyonel hayatını sona erdirdiği jübile gecesi, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda yapıldı.
  • 2006 - Hatay'da yabancılara gayrimenkul satışı durduruldu. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, ilin yüz ölçümünün binde 5'inden fazlasının yabancılara satılmış olması nedeniyle ikinci emre kadar satışları yasakladı.

Doğumlar

  • 940 - Ebu'l-Vefâ el-Bûzcânî, İranlı matematikçi ve astronom (ö. 998)  
  • 1803 - Henry Darcy, Fransız bilim insanı (ö. 1858)
  • 1804 - Hermann Schlegel, Alman ornitolog ve herpetolojist (ö. 1884)
  • 1819 - Gustave Courbet, Fransız ressam (ö. 1877)
  • 1866 - Arthur Castrén, Fin siyasetçi (ö. 1946)
  • 1889 - Sessue Hayakawa, Japon oyuncu (ö. 1973)
  • 1895 - Cemal Gürsel, Türk asker ve Türkiye'nin 4. Cumhurbaşkanı (ö. 1966)
  • 1895 - Hattie McDaniel, Amerikalı Akademi Ödülü kazanan ilk siyahi oyuncu (ö. 1952)
  • 1914 - Oktay Rifat, Türk şair (ö. 1988)
  • 1915 - Saul Bellow, Amerikalı yazar (ö. 2005)
  • 1916 - Peride Celal, Türk yazar (ö. 2013)
  • 1921 - Philip Mountbatten, Edinburgh Dükü ve Birleşik Krallık Kraliçesi II. Elizabeth'in eşi (ö. 2021)
  • 1922 - Judy Garland, Amerikalı aktris (ö. 1969)
  • 1925 - Don Costa, Amerikalı orkestra şefi ve plak yapımcısıydı (ö. 1983)
  • 1928 - Maurice Sendak, Amerikalı çocuk edebiyatı yazarı ve desinatör (ö. 2012)
  • 1932 - Haluk Kurdoğlu, Türk sinema ve tiyatro sanatçısı (ö. 2004)
  • 1936 - Eugenio Bersellini, İtalyan futbolcu ve teknik direktördür
  • 1939 - Alexandra Stewart, Kanadalı oyuncu
  • 1941 - Mickey Jones, Amerikalı baterist ve aktördür (ö. 2018)
  • 1949 - Ozan Ârif, Türk öğretmen, halk ozanı ve şair (ö. 2019)
  • 1950 - Rasim Kara, Türk kaleci ve teknik direktör
  • 1956 - Mickey Curry, Amerikalı müzisyen
  • 1958 - Yū Suzuki, Japon video oyunu tasarımcısı, yapımcısı ve programcısıdır
  • 1959 - Carlo Ancelotti, İtalyan futbolcu ve teknik direktör
  • 1960 - Maxi Priest, Jamaika asıllı İngiliz reggae sanatçısıdır
  • 1962 - Gina L. Gershon, Amerikalı sinema ve dizi oyuncusudur
  • 1962 - Kemal Kuruçay, Türk oyuncu
  • 1963 - Nadia Hasnaoui, Norveçli sunucu
  • 1963 - Jeanne Marie Tripplehorn, Amerikalı oyuncu
  • 1964 - İsmet Berkan, Türk gazeteci
  • 1965 - Veronica Ferres, Alman oyuncu
  • 1965 - Elizabeth Hurley, İngiliz aktris ve model
  • 1965 - Andrea Kiewel, Alman kadın televizyon sunucusu ve eski yüzme sporcusu
  • 1966 - David Platt, İngiliz eski futbolcu, teknik direktör
  • 1967 - Katja Weitzenböck, Avusturyalı-Alman oyuncu
  • 1968 - Ömer Danış, Türk şarkıcı
  • 1971 - Janset Paçal, Türk oyuncu ve sunucu
  • 1973 - Faith Evans, Amerikalı şarkıcı, söz yazarı, yapımcı, oyuncu ve yazardır
  • 1974 - Muhammed İmare, Mısırlı millî futbolcudur
  • 1976 - Friedrich, Alman İmparatorluğu ve Prusya Krallığı'nı yöneten hanedan olan Hohenzollern Hanedanı'nın Prusya kolunun mevcut başkanı olan Alman iş adamı
  • 1976 - Zekiye Keskin Şatır, Türk okçu
  • 1978 - DJ Qualls, Amerikalı oyuncu,yapımcı ve model
  • 1981 - Alejandro Domínguez, Arjantinli millî futbolcudur
  • 1982 - Tara Lipinski, Amerikalı buz patenci
  • 1982 - Madeleine, Kral XVI. Carl Gustaf ve Kraliçe Silvia'nın ikinci kızı ve en küçük çocuğu
  • 1983 - Leelee Sobieski, Amerikalı sinema ve dizi oyuncusudur
  • 1985 - Andy Schleck, Lüksemburglu yol bisikleti yarışçısı
  • 1985 - Vasilis Torosidis, Yunan futbolcudur
  • 1986 - Marco Andreolli, İtalyan futbolcudur
  • 1987 - Martin Harnik, Almanya doğumlu Avusturyalı futbolcudur
  • 1988 - Jagoš Vuković, Sırp millî futbolcudur
  • 1989 - Alexandra Stan, Rumen şarkıcı
  • 1992 - Kate Upton, Amerikalı model

Ölümler

  • MÖ 323 - Büyük İskender, Makedonya Kralı (d. MÖ 356) 

İskender



İskender
Makedonya Kralı İskender
Makedonya kralı
Hüküm süresi MÖ 336-323
Önce gelen II. Filip
Sonra gelen IV. Aleksandros
III. Filip
Mısır Firavunu
Hüküm süresi MÖ 332-323
Önce gelen III. Darius
Sonra gelen IV. Aleksandros
III. Filip
Antik İran Kralı
Hüküm süresi MÖ 330-323
Önce gelen III. Darius
Sonra gelen IV. Aleksandros
III. Filip
Asya Kralı
Hüküm süresi MÖ 331-323
Önce gelen Makam oluşturuldu
Sonra gelen IV. Aleksandros
III. Filip
 
Eş(ler)i Roksana
II. Stateira
II. Parysatis
Çocuk(lar)ı IV. Aleksandros
Hanedan Argead hanedanı
Babası II. Filip
Annesi Olympias
Doğum 20 Temmuz MÖ 356
Pella, Makedonya
Ölüm 10 veya 11 Haziran MÖ 323 (32 yaşında)
Babil
Dini Antik Yunan dini

İskender (20 Temmuz 356 BCE (Julian) - 10 Haziran 323 BCE (Julian) Babil), asıl adıyla Makedonyalı III. Aleksandros (Grekçe: Αλέξανδρος Γʹ ὁ Μακεδών, Aleksandros III ho Makedon) ya da yaygın adıyla Büyük İskender (Grekçe: Ἀλέξανδρος ὁ Μέγας, Aleksandros ho Megas), antik Yunan Makedonya krallığının kralı (basileus) ve Argead hanedanlığının bir üyesiydi[1].[2] Milattan önce 356'da Pella'da doğdu ve 20 yaşında babası II. Filip yerine tahta geçti. İktidarının uzun yıllarını Güneybatı Asya ve Kuzeydoğu Afrika'da eşi benzeri görülmemiş bir seferle geçirdi ve 30 yaşına geldiğinde Yunanistan'dan Kuzeybatı Hindistan'a kadar uzanan antik dünyanın en büyük imparatorluklarından birini yarattı.[3][4] Girdiği hiçbir muharebede yenilmeyen Büyük İskender, pek çok kişi tarafından tarihin en başarılı askeri komutanlarından birisi olarak kabul edilir.[5]

İskender, gençliğinde 16 yaşına kadar Aristo tarafından eğitim gördü. MÖ 336'da Filip'in suikaste uğramasından sonra babasının yerine tahta geçerek güçlü bir krallık ve deneyimli bir ordunun mirasına kondu. İskender Yunanistan'ın Lideri unvanıyla ödüllendirildi ve bu yetkiyi babasının Pers İmparatorluğu'nun fethi için Yunanları bir araya getirmeyi amaçlayan pan-Helenistik tasarısını hayata geçirmek için kullandı.[6][7] MÖ 334'te Ahameniş İmparatorluğu'nu (Pers İmparatorluğu) işgal etti ve 10 yıl sürecek olan bir dizi sefere başladı. Anadolu'nun fethine müteakiben İskender bir dizi belirleyici savaştan sonra, özellikle İssos ve Guagamela'da, Pers İmparatorluğu'u perişan etti. Daha sonra Pers Kralı III. Darius[8]'u devirdi ve Ahameniş İmparatorluğu'nu tamamen fethetti. Gelinen noktada imparatorluğu Adriyatik Denizi'nden Beas Nehrine kadar uzanmaktaydı.

İskender "dünyanın sonu ve Büyük Dış Deniz"e ulaşmak için uğraştı ve MÖ 326'da Hydapses Muharabesi'nde Pauravas'a karşı önemli bir zafer kazanarak Hindistan'ı işgal etti. En sonunda vatan hasreti çeken birliklerinin talebi üzerine geri döndü ve MÖ 323'te başkenti ilan etmeyi planladığı Babil'de Arabistan'ın işgalini tasarladığı seferlerini hayata geçiremeden öldü. Ölümünü takip eden yıllarda İskender'in hayatta kalan generalleri ve varisleri olan Diadohoiler tarafından yönetilen birçok devletin kurulmasına yol açan bir dizi iç savaş imparatorluğunu parçalara ayırdı.

İskender'in mirası, fetihlerinin meydana getirdiği Greko-Budizm gibi kültürel difüzyonizm ve senkretizmi içinde barındırır. Kendi adını taşıyan 20 kadar şehir kurdu. Bunlardan en önemlisi Mısır'da İskenderiye'dir. İskender'in Yunan kolonicileri yerleştirmesi sonucu doğuda Yunan kültürünün yayılması, etkisi MS 15. yy'ın ortalarında Bizans İmparatorluğu'nun geleneklerinde ve 1920'lerdeki Rum soykırımına ve nüfus mübadelesine kadar Orta ve Doğu Anadolu'da Yunanca konuşan toplulukların varlıklarında hala belirgin olan yeni bir Helenik medeniyete sebep verdi. İskender, Akhilleus gibi klasik bir kahraman olarak efsaneleşti ve hem Yunan olan hem de Yunan olmayan kültürlerin tarihlerinde ve efsanelerinde ön plana çıktı. Girdiği hiçbir savaşta mağlup olmamasından ötürü askeri liderlerin kendilerini kıyasladıkları bir ölçü oldu. Dünya çapındaki askeri akademiler hala taktiklerini öğretmektedir.[9] Tarihteki en nüfuzlu kişilerden birisi olmuştur.[10]

 

Adı

İskender'in Grekçe olan ana dilindeki adı Aleksandros'tur. Hükümdarlığı sırasında yürüttüğü geniş fetih seferleri ve kazandığı savaşlar sayesinde Büyük Aleksandros anlamına gelen Aleksandros ho Mégas (Grekçe: Ἀλέξανδρος ὁ Μέγας) olarak anılmaya başlanmıştır. Türkçe kaynaklarda çoğunlukla geçtiği hâliyle İskender (Arapça: إسكندر) adı ise Arapçadan Türkçeye geçmiştir. Yine kumandanlık başarıları nedeniyle Türkçe yazında da "büyük" sanıyla anılan İskender'den ayrıca İskender Rumî, İskender Yunanî ve Makedonyalı İskender adlarıyla da bahsedilmektedir.[11] Bunların yanı sıra hayat hikâyesinin Kur'an'da geçen bir karakter olan Zülkarneyn ile bağdaştırılması neticesinde zaman zaman bu adla da anılmaktadır[12].[kaynak belirtilmeli]

Gençliği

Soyu ve çocukluk yılları

İskender Antik Yunan ayı hekatombaion'un 16'ıncı gününde, Makendonya Krallığı'nın başkenti Pella'da doğmuştu.[13] Her ne kadar kesin tarih belirsiz olsa da bu, muhtemelen MÖ 20 Temmuz 356'ya tekabül etmektedir.[14] Mekadon Kralı II. Filip ve dördüncü karısı, Epir Kralı I. Neoptolemus'un kızı Olympias'ın, oğluydu.[15] Her ne kadar Filip'in yedi ya da sekiz eşi olsa da, Olympias muhtemelen İskender'i doğurduğu için, göz bebeğiydi.[16]

İskender'in doğumu ve çocukluğunu konu alan pek çok efsane vardır.[17] Antik Yunan biyografi yazarı Plutarhos'a göre Filip'le gerdeğe gireceği günün arifesinde Olympias, rüyasında ölmeden önce dört bir yana alevler saçılmasına neden olan, rahmine çakan bir yıldırım gördü. Nikahtan bir süre sonra Filip'in rüyasında kendisinin karısının rahmini üzerine aslan resmi oyulmuş bir mühürle koruduğu söylenir.[18] Plutarhos bu rüyanın farklı yorumlarını sundu: rahminin mühürlü olduğundan anlaşılacağı üzere Olympias'ın nikahtan önce hamile olması veya İskender'in babasının Zeus olması. Antik yorumcular, kimileri Olympias'ın bunu İskender'e söylediğini, kimileri de öneriyi din dışı bularak reddettiğini iddia ederek İskender'in tanrı soyluluğu hakkındaki hikâyesini hırslı Olympia'nın yayıp yaymadığı konusunda görüş ayrılığına vardılar.[18]

İskender'in doğduğu gün Filip, Halkidiki yarım adasındaki Potidea şehrini kuşatmaya hazırlanıyordu. Aynı gün Filip generali Parmenion'un birleşik İliryalı ve Paeonyalı ordularını yendiği ve atlarının Olimpik Oyunları kazandığı haberini aldı. Yine bu gün dünyanın yedi harikasından biri olan Efes'teki Artemis Tapınağı'nın yandığı söylenir. Bu, Magnesialı Hegesias'ın tapınağın Artemis'in İskender'in doğumuna katılmasından dolayı uzaklaşmasından yandığını söylemesine sebep oldu.[19] Bu tür hikâyeler İskender kralken kendisinin insanüstü olduğunu ve ihtişamın kaderine yazıldığını göstermek için kendisi tarafından ortaya çıkarılmış olabilir.[17]

İlk yıllarında İskender Lanike adında, İskender'in gelecekteki komutanı Kara Cletius'un kız kardeşi olan bir hemşire tarafından yetiştirilmişti. Daha sonraları çocukluğunda İskender annesinin bir akrabası olan katı huylu Leonidas ve Akarnanialı Lysimachus tarafından eğitim gördü.[20] İskender okumayı öğrenerek, lir çalarak, ata binerek, dövüşerek ve avlanarak soylu Makedonyalı gençliği usulünde yetiştirilmişti.[21]

İskender on yaşına geldiğinde Teselyalı bir tüccar, Filip'e 13 talente satmayı teklif ettiği bir at getirdi. At üzerine binilmesine izin vermeyince Filip götürülmesini emretti. Ancak İskender atın kendi gölgesine olan korkusunu fark edince atı evcilleştirmek için izin istedi ki sonunda bunu başardı da.[17] Plutarkos, Filip'in bu cesaret ve hırs gösterisinden çok memnun kaldığını, "Evladım, hırsların için yeterince büyük bir krallık bulmalısın. Makedonya senin için çok küçük." diyerek gözyaşları içinde oğlunu öptüğünü ve atı onun için aldığını söyledi.[22] Alexander, atın adını "öküz kafalı" anlamına gelen Bukefalos koydu. Bukefalos, İskender'i Hindistan'a kadar taşıdı. At öldüğünde (yaşlılıktan, Plutarkos'a göre, 30 yaşında) İskender bir şehre onun ismini verdi, Bukefalo.[23]

Eğitimi

İskender 13 yaşına bastığında Filip, onun için bir özel hoca aramaya başladı ve İsokrates ile bu vazifeyi üstlenmek için Akademi'deki görevinden çekilmeyi teklif eden Speusippus gibi alimleri göz önünde bulundurdu. En sonunda Filip, Artisto'yu seçti ve Mieza'daki Nymphs Tapınağı'nı derslik olarak sağladı. İskender'i eğitmesi karşılığında Filip, daha önceden yağmaladığı Aristo'nun memleketi Stagira'yı köleleştirilmiş eski vatandaşları satın alarak özgürleştirip ve sürgüne gönderilenleri affedip iskan ederek yeniden inşa etmeyi kabul etti.[24]

Mieza, İskender ile Ptolemy, Hephaistion ve Cassander gibi diğer Makedon soylularının çocukları için bir yatılı okul gibiydi. Bu öğrencilerin birçoğu "yoldaşlar" olarak anılan arkadaşları ve gelecekteki generalleri olacaktı. Aristo İskender ve yoldaşlarına tıp, ahlak, felsefe, din, mantık ve sanat hakkında eğitim verdi. Aristo'nun vesayetinde İskender özellikle İlyada olmak üzere Homeros'un eserlerine merak sardı, Aristo da ona eserin İskender'in daha sonra seferlerinde yanında taşıdığı, açıklamalı bir nüshasını verdi.[25]

Gençliğinde İskender, Makedonya sarayında III. Artakserkses'e karşı geldikleri için uzun yıllar boyunca II. Filip'in himayesine giren Persli sürgünlerle tanışmıştı. Bunlardan bazıları da II. Artabazos ile Makedonya sarayında MÖ 352-342 yılları arasında ikamet eden, İskender'in gelecekteki metresi olacak kızı Barsine’nin yanı sıra İskender'in gelecekteki satrapı Amminapes ve Sisines adında Persli bir soyluydu.[26][27][28][29] Bu, Makedonya sarayının Pers sorunları hakkında iyi bilgi sahibi olmasını sağladı, hatta Makedonya devletinin yönetimindeki bazı yenilikleri bile etkilemiş olabilir.[27]

Suda, Lampsakoslu Anaksimenes'in İskender'in hocalarından biri olduğunu yazmaktadır. Ayrıca Anaksimenes de ona seferlerinde eşlik etmiştir.

Filip'in Varisi

Naiplik ve Makedonya'nın yükselişi

16 yaşında, İskender'in Aristo altındaki eğitimi sona erdi. Filip, Byzantiyon'a karşı savaş açtı ve İskender'i naip ve varis olarak sorumlu bıraktı.[17] Filip'in yokluğunda, Trakyalı Maediler Makedonya'ya karşı ayaklandı. İskender çabucak karşılık verdi ve onları topraklarından uzaklaştırdı. Bölgeyi Yunanlarla iskan etti ve Alexandropolis adında bir şehir kurdu.[30]

Filip'in dönüşü üzerine, İskender'i küçük bir güçle Güney Trakya'daki isyanları bastırmak için gönderdi. Yunan şehri Perinthus'a karşı sefer düzenleyen İskender'in, babasının hayatını kurtardığı söylenir. Bu arada Amfissa şehri Delfi yakınlarında Apollon için kutsal olan toprakları işlemeye başladı. Bu kutsala saygısızlık davranışı, Filip'e Yunan meselelerine daha fazla müdahale etme fırsatı verdi. Hâlâ Trakya'da meşgul olan İskender'e Yunanistan'ın güneyinde bir sefer için bir ordu toplamasını emretti. Diğer Yunan devletlerinin müdahale edebileceğinden endişe duyan İskender, bunun yerine İllirya'ya saldırmaya hazırlanıyormuş gibi davrandı. Bu kargaşa sırasında İliryalılar Makedonya'yı işgal etti; ancak İskender tarafından püskürtüldüler.[31]

Filip ve ordusu MÖ 338'de oğluna katıldı ve Thebai garnizonundan inatçı direnişin ardından ele geçirdikleri bölge Thermopylae'den güneye yürüdüler. Hem Atina'dan hem de Thebai'den sadece birkaç günlük yürüyüş mesafesinde olan Elatea şehrini işgal etmeye gittiler. Demosthenes liderliğindeki Atinalılar, Makedonya'ya karşı Thebai ile ittifak kurmayı seçti. Hem Atina hem de Filip, Thebai'yi kendi yanına çekmek için elçiler gönderdi; ancak yarışmayı kazanan Atina oldu.[32] Filip Amfissa'ya yürüdü (görünüşte Ampfiktiyonik Koneyi'nin isteği üzerine hareket ediyordu), Demosthenes tarafından oraya gönderilen paralı askerleri yakaladı ve şehrin teslim olmasını kabul etti. Filip daha sonra Elatea'ya döndü ve Atina ve Thebai'ye son bir barış teklifi yolladı ve her ikisi de teklifi reddetti.[33]

Philip güneye ilerlerken, rakipleri Boeotia'daki Heroneya, yakınlarında önüne çıktı. Sonraki Chaeronea Muharebesi sırasında, Filip sağ cenahı ve İskender de Filip'in güvendiği generaller eşliğinde sol cenahı komuta etti. Antik kaynaklara göre, iki taraf bir süre acı bir şekilde savaştı. Filip, sınanmamış Atinalı hoplitlerinin takip edeceğine güvenerek birliklerine kasıtlı olarak geri çekilmelerini emretti ve böylece muharebe hattını bozdu. Thebai hatlarını ilk kıran İskender oldu, ardından onu Filip'in generalleri takip etti. Düşmanın birliğini bozan Filip, birliklerine ilerlemelerini ve hızla düşmanı bozguna uğratmalarını emretti. Atinalıların kaybetmesiyle Thebaililer kıskaca alınmıştı. Tek başlarına savaşmak zorunda kalan Thebaililer mağlup oldu.[34]

Chaeronea'daki zaferden sonra, Filip ve İskender, tüm şehirler tarafından memnuniyetle karşılanarak, mukavemetle karşılaşmadan Mora'ya yürüdüler ancak Sparta'ya vardıklarında geri çevrilseler de savaşa başvurmadılar.[35] Korint'te Filip, Sparta dışındaki çoğu Yunan şehir devletini içeren bir "Helen İttifakı" (Greko-Pers Savaşları'nın eski Pers karşıtı ittifakını örnek alan) kurdu. Filip daha sonra bu birliğin (modern bilim adamları tarafından Korint İttifakı olarak bilinir) Hegemon'u (genellikle "Yüksek Komutan" olarak çevrilir) olarak adlandırıldı ve Pers İmparatorluğu'na saldırmayı planladığını duyurdu.[36][37]

Sürgün ve geri dönüş

Filip, Pella'ya döndüğünde MÖ 338'de generali Attalus'un yeğeni Kleopatra Eurydice'ye âşık oldu ve onunla evlendi,[38] Evlilik -yarım Makedonyalı İskender'in aksine Kleopatra'nın herhangi bir oğlu tam Makedonyalı olacağından- varis olarak İskenderin yerini zayıflattı.[39] Nikah şöleninde sarhoş Attalus tanrılara evliliğin meşru bir varis doğurması için dua etti.[40]

  « Philip'in aşık olup evlendiği Kleopatra'nın düğününde, amcası Attalus içerken, Kleopatra Filip'ten çok genç olduğu için, Makedonların tanrılara yeğeni tarafından krallığa meşru bir varis vermeleri için yalvarmalarını diledi. Bu İskender'i o kadar rahatsız etti ki bardaklardan birisini onun kafasına geçirdi, "Seni alçak," dedi "ne yani, ben piç miyim?" Attalus'tan yana duran Filip ayağa kalktı ve oğluna haddini bildirecekti ancak neyse ki ya aceleci öfkesinden ya da içtiği şaraptan dolayı ayağı kaydı ve yere düştü. Bunun üzerine İskender sitemle ona hakaret etti: "Görüyor musunuz," dedi "Avrupa'dan Asya'ya geçmek için hazırlık yapan adam, bir sandalyeden diğerine geçerken düştü.   »
  (— Plutarhos, Filip'in düğünündeki kavgayı tasvir ederken.[41])

MÖ 337'de İskender, annesi ile Makedonya'dan kaçtı ve onu Molossianların başkenti Dodona'da, kardeşi Epirus Kralı I. İskender'in yanında bıraktı.[42] Kendisi İlirya'ya doğru yola devam etti[42] ve burada bir veya daha fazla İlirya kralına, belki de Glaukias'a sığındı ve birkaç yıl önce onları savaşta mağlup etmesine rağmen misafir olarak ağırlandı.[43] Bununla birlikte, Filip hiçbir zaman siyasi ve askeri konularda eğitilmiş oğlunu reddetmek niyetinde değil gibi görünmekteydi.[42] Buna münasip bir şekilde İskender, iki taraf arasında arabuluculuk yapan aile dostu Demechan'ın çabaları sayesinde altı ay sonra Makedonya'ya döndü.[44]

Ertesi yıl, Karya'nın Pers satrabı Pixodarus, en büyük kızını İskender'in üvey kardeşi Filip Arrhidaeus'a teklif etti.[42] Olympias ve İskender'in birkaç arkadaşı, bunun Filip'in Arrhidaeus'u varisi yapma niyetinde olduğunu gösterdiğini öne sürdü.[42] İskender, Korintoslu Thessalus'u aracı olarak göndererek Pixodarus'a kızının elini gayrimeşru doğan bir adama değil, kendisine vermesi gerektiğini söyledi. Filip bunu duyduğunda müzakereleri kesti ve İskender'i bir Karyalı'nın kızıyla evlenmek istediği için azarladı ve kendisi için daha iyi bir gelin istediğini söyledi.[42] Filip, İskender'in dört arkadaşı Harpalus, Nearchus, Ptolemy ve Erigyius'u sürgüne gönderdi ve Korintliler'e Thessalus'u kendisine tutsak olarak getirtti.[45]

Makedonya Kralı

 
II. Filip'in ölümünde Makedonya Krallığı

Tahta çıkışı

MÖ 336 yazında Vergina'da kızı Kleopatra ile Olympias'ın erkek kardeşi Epiruslu I. İskender'in düğününe katılırken Filip muhafızlarının şefi Pausanias tarafından suikaste uğradı. Pausanias kaçmaya çalışırken ayağı asmaya takıldığı için yere düştü ve İskender'in iki yoldaşı Perdiccas ve Leonnatus da dahil olmak üzere kendisini kovalayanlar tarafından öldürüldü. İskender hemen orada soylular ve ordu tarafından yirmi yaşında kral ilan edildi.[46][47][48]

İktidarın sağlamlaştırılması

İskender, tahtta hak iddia eden potansiyel rakipleri ortadan kaldırarak saltanatına başladı. Kuzeni eski IV. Amyntas'ı idam ettirdi.[49] Ayrıca Lyncestis bölgesinden iki Makedon prensini öldürdü ancak üçüncüsü Alexander Lyncestes'i kurtardı. Olympias; Kleopatra Eurydice ve Filip'in kızı Europa'yı diri diri yaktırdı. İskender bunu öğrendiğinde çok sinirlendi. İskender ayrıca, Küçük Asya'daki ordunun ileri muhafızının ve Kleopatra'nın amcasının komutanı olan Attalus'un öldürülmesini emretti.[49][50]

Attalus o zamanlar Atina'ya kaçma olasılığı konusunda Demosthenes ile yazışıyordu. Attalus ayrıca İskender'e şiddetli bir şekilde hakaret etmişti ve Kleopatra'nın öldürülmesinin ardından İskender onu hayatta bırakamayacak kadar tehlikeli bulmuş olabilir.[50] İskender, muhtemelen Olympias tarafından zehirlenmesinin bir sonucu olarak, tüm anlatımlara göre zihinsel engelli Arrhidaeus'u bağışladı.[46][48][51]

Filip'in ölüm haberi, Thebes, Atina, Teselya ve Makedonya'nın kuzeyindeki Trakya kabileleri de dahil olmak üzere birçok eyalette isyanlar çıkmasına sebep oldu. İsyan haberi İskender'e ulaştığında, hemen yanıt verdi. Diplomasiye başvurulması tavsiye edilmesine rağmen, İskender 3.000 Makedon süvarisi topladı ve güneye Tesalya'ya doğru yol aldı. Olympos Dağı ile Ossa Dağı arasındaki geçidi işgal eden Teselya ordusunu buldu ve adamlarına Ossa Dağı üzerinden geçmelerini emretti. Teselyalılar ertesi gün uyandıklarında, İskender'i arka cenahlarında buldular ve derhal teslim oldular ve süvarilerini İskender'in gücüne eklediler. Daha sonra güneye, Mora Yarımadası'na doğru devam etti.[52]

İskender, güneye Korint'e gitmeden önce Amfiktiyonik Konseyi'nin lideri olarak tanındığı Thermopylae'de durdu. Atina'yla barış yaptı ve İskender isyancıları affetti. İskender ve Kinik Diyojen arasındaki ünlü karşılaşma, İskender'in Korint'te kaldığı süre boyunca gerçekleşti. İskender, Diogenes'e kendisi için ne yapabileceğini sorduğunda, filozof kibirli bir şekilde İskender'den güneş ışığını engellediği için biraz yana doğru çekilmesini istedi.[53] Bu cevap, "Ama doğrusu, İskender olmasaydım, Diyojen olmak isterdim" dediği söylenen İskender'in çok hoşuna gitti.[54] Korint'te İskender, Hegemon ("lider") unvanını aldı ve tıpkı Filip gibi, Persler'e karşı yaklaşan savaş için komutan olarak atandı. Ayrıca bir Trakya ayaklanmasının gerçekleştiği haberini aldı.[55]

Balkan seferi

İskender Asya'ya geçmeden önce kuzey sınırlarını korumak istiyordu. MÖ 335 baharında birkaç isyanı bastırmak için ilerledi. Amfipolis'ten başlayarak doğuya, "Bağımsız Trakyalılar" ülkesine gitti ve Haemus Dağı'nda Makedon ordusu tepelerde yer alan Trakya güçlerine saldırdı ve onları yendi.[56] Makedonlar, Triballi ülkesine ilerlediler ve ordularını Lyginus nehri (Tuna'nın bir kolu) yakınlarında yendiler.[57] İskender daha sonra üç gün boyunca Tuna Nehri'ne doğru ilerlerdi ve karşı kıyıda Getae kabilesiyle karşılaştı. Geceleri nehri geçerek onları şaşırttı ve ilk süvari çatışmasının ardından ordularını geri çekilmeye zorladı.[58]

Daha sonra İskender'e, İllirya Kralı Cleitus ve Taulantii Kralı Glaukias'ın otoritesine karşı açık bir isyan çıkardığı haberi ulaştı. Batıya, İllirya'ya doğru ilerleyen İskender, her birini sırayla yenerek iki hükümdarı birlikleriyle birlikte kaçmaya zorladı. Bu zaferlerle kuzey sınırını güvence altına aldı.[59]

İskender kuzeye doğru ilerlerken, Thebaililer ve Atinalılar bir kez daha isyan ettiler. İskender hemen güneye yöneldi.[60] Diğer şehirler yine tereddüt ederken, Thebai savaşmaya karar verdi. Thebai direnişi etkisizdi ve İskender şehri yerle bir etti ve topraklarını diğer Boeotia şehirleri arasında paylaştırdı. Thebai'nin sonu Atina'yı yıldırdı ve tüm Yunanistan'ı geçici olarak barış içinde bıraktı.[60] Sonra İskender, Antipatros'u naip olarak bırakarak Asya seferine çıktı.[61]

Eski yazarlara göre Demosthenes, İskender'i "Margites" (Yunanca: Μαργίτης)[62][63][64] ve bir çocuk[64] olarak adlandırdı. Yunanlar, Margites kelimesini, Margites'ten dolayı aptal ve işe yaramaz insanları tanımlamak için kullandılar.[63][65]

  • 1190 - Friedrich Barbarossa, Alman Kralı ve Kutsal Roma Cermen İmparatoru (d. 1122)
  • 1580 - Luís de Camões, Portekizli şair (d. 1524)
  • 1654 - Alessandro Algardi, İtalyan heykeltıraş (d. 1598)
  • 1836 - André-Marie Ampère, Fransız fizikçi (d. 1775)
  • 1858 - Robert Brown, İskoç botanistti (d. 1773)
  • 1882 - Vasili Perov, Rus ressamı (d. 1834)
  • 1918 - Arrigo Boito, İtalyan şair, roman yazarı, gazeteci, opera bestecisi ve libretto yazarı (d. 1842)
  • 1923 - Pierre Loti, Fransız romancı (d. 1850)
  • 1924 - Giacomo Matteotti, İtalyan sosyalist lider (Roma'da faşistlerce kaçırılarak öldürüldü) (d. 1885)
  • 1925 - Leonid Bolhovitinov, Rus asker ve doğubilimci (d. 1871)
  • 1926 - Antoni Gaudí, Katalan mimar (İspanya’da Art Nouveau akımının öncüsü) (d. 1852)
  • 1930 - Adolf von Harnack, Alman protestan teolog ve kilise tarihçisi (d. 1851)
  • 1934 - Frederick Delius, İngiliz post-romantik besteci (d. 1862)
  • 1940 - Marcus Garvey, ABD'de ilk önemli Siyah hareketini (1919-1926) örgütleyen Jamaikalı Siyah önder (d. 1887)
  • 1949 - Sigrid Undset, Norveçli romancı (1928'de Nobel Edebiyat Ödülü sahibi) (d. 1882)
  • 1949 - Carl Vaugoin, Avusturyalı siyasetçi (d. 1873)
  • 1965 - Vahap Özaltay, Türk futbolcu (d. 1907)
  • 1966 - Hamdullah Suphi Tanrıöver, Türk edebiyatçı, yazar, öğretmen ve milletvekili (d. 1885)
  • 1967 - Spencer Tracy, Amerikalı sinema oyuncusu (d. 1900)
  • 1973 - Erich von Manstein, Alman general (d. 1887)
  • 1973 - William Inge, Amerikalı oyun yazarı (d. 1913)
  • 1981 - Veysel Güney, Türk devrimci ve Devrimci Yol'un İskenderun sorumlusu (idam) (d. 1957)
  • 1982 - Rainer Werner Fassbinder, Alman film yönetmeni (d. 1945)
  • 1984 - Halide Nusret Zorlutuna, Türk şair ve yazar (d. 1901)
  • 1988 - Louis L'Amour, Amerikalı yazar (d. 1908)
  • 1992 - Glyn Smallwood Jones, Britanyalı siyasetçi (d. 1908)
  • 1996 - Jo Van Fleet, Amerikalı aktris (d. 1914)
  • 2000 - Hafız Esad, Suriye Devlet Başkanı (d. 1930)
  • 2002 - John Gotti, Amerikalı gangster (d. 1940)
  • 2004 - Ray Charles, Amerikalı müzisyen (d. 1930)
  • 2007 - Ufuk Güldemir, Türk gazeteci (d. 1956)
  • 2008 - Cengiz Aytmatov, Kırgız edebiyatçı, çevirmen ve gazeteci (d. 1928)
  • 2009 - Faruk Bayülkem, Türk psikiyatr ve nörolog hekim (d. 1912)
  • 2010 - Sigmar Polke, Alman ressam ve fotoğrafçıdır (d. 1941)
  • 2016 - Christina Grimmie, Amerikalı müzisyen, söz yazarı (d. 1994)
  • 2016 - Gordie Howe, Kanada'lı emekli profesyonel buz hokeyi oyuncusu (d. 1928)
  • 2017 - Julia Perez, Endonezyalı model, oyuncu, sunucu ve şarkıcıdır (d. 1980)
  • 2019 - Crazy Mohan, Hint aktör, komedyen, senarist ve oyun yazarı (d. 1952)
  • 2020 - Jayaraman Anbazhagan, Hint politikacı (d. 1958)
  • 2020 - Duilio Arigoni, İsviçreli kimyager ve akademisyen (d. 1928)
  • 2020 - Araceli Herrero Figueroa, İspanyol yazar (d. 1948)
  • 2020 - Mr. Wrestling II, Amerikalı profesyonel güreşçi (d. 1934)
  • 2020 - Talat Özkarslı, Türk eski millî futbolcu ve teknik direktör (d. 1938)

Tatiller ve özel günler

  • Fırtına : Ülker Doğumu Fırtınası 

 

 

Kaynak : wikipedia.org


Bu haber 135 kez okundu.

                                                   9 + 8 = ?

HAVA DURUMU

ANKARA

SON YORUMLAR

Haber Scripti V5 © 2020 | İzinsiz ve Kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Espower Bilisim