Facebook'ta takip et.Twitter'da takip et. Abone Ol!
Cinleri ne kızdırır? 2
Cin İnsan Şeytan
2021-03-09 15:21

Cinleri ne kızdırır? 2

​Cinlerle iletişime geçebilmek imtihana ters değil mi?

Evvela Kur'an-ı Kerim mealen birkaç ayette cinleri nasıl tanımlıyor ona bakalım;

  • Cânnı, cinlerin babasını ise, ateşin dumansız alevinden yarattı. (Rahman, 55/15)
  • Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım! (Zariyat, 51/56)
  • Artık onun, Süleyman’ın, ölümüne hükmettiğimiz zaman, onlara Süleyman’ın ölümünü ancak asasından yemekte olan dabbetü’l-arz, bir ağaç kurdu fark ettirdi. Bunun üzerine Süleyman yere yıkılınca, onun ölümünü ancak bu şekilde anlamalarıyla, cinler için açıkça belli oldu ki, eğer gaybı biliyor olsalardı o öldüğü halde, o aşağılayıcı azap içinde kalmazlardı. (Sebe, 34/14)
  • De ki: "Göklerde ve yerde Allah’dan başka kimse gaybı bilmez...” (Neml, 27/65)

Cinler de insanlar gibi, şuur ve irade sahibi ve imtihana tabi varlıklardır. İnsanın vücut sahibi olması ve Allah’ın bütün esmasına mazhar olması hasebiyle cinlerden istidat olarak üstündürler ve insan umum varlıklara olduğu gibi cinlere de halifedir, bu vazife ona bizzat Rabb-ül alemin tarafından verilmiştir. (Bakara, 2/30)

Ayrıca Sebe suresinde Süleyman (as) kıssasından net bir şekilde anlıyoruz ki, cinler belirli şartlar altında insanların emrinde çalıştırılabilirler de.

Ve kesinlikle anlıyoruz ki cinler hiçbir şekilde gaybı bilemezler.

Bu arada, gene Araf Suresi 27. ve Cin Suresi 1. ayetlerden de anlıyoruz ki, onlar bizi görüp dinleyebilir, ama biz onları normal şartlarda göremeyiz ve dinleyemeyiz.

Ancak, risk ve tehlikeler içerse de cinlerle temasa geçilebildiği de bir gerçektir. Ve burada niyet çok mühimdir.

Cinlerle temasa geçen kişi mümin ise zaten yukarıdaki suale muhatap değildir. Çünkü cinlerin varlığını kabullenmesi haliyle imanının gereğidir.

O kişi kafir ise, küfründeki inadı sebebiyle hakikati göremediğinden zaten “bütün mevcudat kendi kendine oldu”, “tabiat yaptı”, “evrimleşme oldu” gibi safsatalara inandığı için, temasa geçtiği cinlerin varlığını da kah enerjilerle, kah ışıkla, kah telepatiyle, kah uzaydaki temasa geçen üstün varlıklar diye tesmiye ederek... vb. için boş açıklamalarla izah edecek ve yine Allah’a katiyen iman etmeyecektir.

Aklı olan, vicdanı hür ve basiret sahibi bir insanın Allah’a iman etmesi için değil cinleri görmek, duymak, meleklerle sohbet etmesine dahi ihtiyacı yoktur. Bunun yerine kurufasulye-pilav yiyen bir adama 5 dakika bakıp tefekkür etmesi fazla fazla yeterlidir, diyecek ki;

“Ya Rabbi! Şu kuru fasulye ve pilav atomları, üstüne ister pul biber dök ister dökme, tırnak oluyor, saç oluyor, kirpik oluyor, gözyaşı oluyor, kulağıma hücre oluyor sesleri duyuyorum, vücudumun en yumuşak yeri dudağıma hücre oluyor, hemen arkasında vücudumun en sert yeri dişlerime hücre oluyor, beynime hücre oluyor milyarlarca gigabayta bedel işler görüyor, ila ahir…"

"Hepsi de kuru fasulyeden oluyor. Mercimek çorbası içsem de oluyor, tost yesem de! Şaşırmadan oluyor! Karıştırmadan oluyor! Üstelik ben hiç bir şekilde müdahale etmiyorum."

"Hem etsem ne fayda! Dünyanın en modern laboratuvarlarında, ‘kaşarlı simitten beyin yapacağım’ desem, bana deli muamelesi yaparlar!"

"Demek ki bu işlerin arkasında hem projeyi çizen, hem projenin kanunlarını koyan hem de bu kanunlara göre atomları hareket ettiren Kâmil bir Zât var, başka türlü olamaz!”

İşte 5 dakikalık objektif, peşin hükümsüz, vicdan ve basiretle yaklaşan her âkil insan bu hakikati bulabilir, bulmakla mükelleftir de!

Yoksa kafirlikte zirve yapmış bir insana değil cinler, ne mucize getirseniz boş!

Misal mi istersiniz? Bütün peygamber kıssaları ve bahusus Hz. Muhammed Efendimiz (asm)'in hayatı buna delildir.

Mesela iki adam Efendimiz (asm)'in nübüvveti boyunca onu dinlediler, hem de aynı şeyi dinlediler, aynı şeylere şahit oldular;

Biri Hazret-i Ebu Bekir (ra) oldu, diğeri Ebu Cehil!

İmtihanın sırrı da bu zaten!


Sad Suresi 75. ayette bahsedilen büyükler / üstünler kimlerdir?


Bu konuda müfessirlerin benzer yaklaşımları olmakla beraber, farklı yorumları da vardır. Önemli olanlarından bazıları şöyledir:

a) “Senin Âdem’e secde etmemenin sebebi nedir? Ona karşı büyüklük taslamaktan dolayı mı; yoksa sen kadimden beri Rabbin karşısında mı büyük ve âli davranırdın?” (Taberi, ilgili ayetin tefsiri)

Bu yoruma göre, Allah iblise iki soru sormuştur:

Birincisi: Âdem’e secde etmemesinin nedeni, kendini ondan daha büyük gördüğü içi mi?

İkincisi: Âdem’e secde etmemesinin nedeni, doğrudan Allah’a karşı büyüklük taslayarak, onun emirlerine itaat etmemeyi kendisi için bir onur meselesi yaptığı için mi?

İblis ise, birinci soruyu esas alıp cevap vermiştir.

b) İblisin Âdem’e secde etmemesi, şu iki ihtimalden beridir:

Ya sırf Âdem’e karşı büyüklük taslamış yahut da prensip olarak kendini hep büyük görmüştür.

İşte ayette bu iki ihtimal şöyle seslendirilmiştir:

1. “Estekberte?”: Sen Âdem’den daha aşağı bir mertebede olduğunu bildiğin halde, ondan daha üstün olduğunu istediğin için mi secde etmedin? Bu tavrın seni müstekbir yapan bir zulümdür.

2. “Em Künte minel’âlin”: Yoksa sende eskiden beri var olan bir büyüklük hasletinden dolayı mı secde etmedin? Demek ki, ben -haşa- sendeki bu büyüklük cevherini bilmediğim için, Âdem’e secde etmeni emretmekle haksız bir iş yaptım ve senin hakkını yedim, öyle mi? (krş. el-Bikai, ilgili yer)

c) “Estekberte?”: Sen şu anda mı büyüklük taslamaya başladın?

”Em Künte minel’âlin”: Yoksa sen daima mütekebbir, âli olanlardan mı oldun ki secde etmedin?” (Razi, İbn Cüzey, ilgili yer)

d) “Estekberte?: Sen secde etmemekle, hakkın olmadığı halde büyüklük mü tasladın?

”Em Künte minel’âlin?”: Yoksa eskiden beri büyüklük ve üstünlük hakkına sahip olduğun için mi secde etmedin? (Beydavi, ilgili yer)

e) Secde etmekten seni alıkoyan nedir?

“Estekberte?” Âdem’e secde etmeyi gururuna yediremediğin için mi, yoksa doğrudan Rablerine karşı itaatsizlik eden âli, mütekebbirlerden mi oldun?” (İz b. Abdusselam, Kurtubi, ilgili yer)

f) İblise bu sorunun sorulması, onun bütün bahanelerini çürütmeye yöneliktir. Bunun anlamı şudur:

Estekberte? Sen hakkın olmadığını bildiğin halde mi Âdem’e karşı büyüklük tasladın?

“Em Künte minel’âlin” Yoksa, sen şeref, onur itibariyle Âdem’den üstün olanlardan olduğun için mi ona saygı göstermekten imtina ettin? (İbn Aşur, ilgili yer)

g) Merhum Elmalılı da konuyu şöyle özetlemiştir:

Büyüklük taslamak mı istedin, yoksa yüksek derecelerde bulunanlardan mı oldun? Yani hiç hakkın olmayarak sırf büyüklük mü tasladın, yoksa zannınca gerçekten yüksek, üstün mü bulunuyorsun?

Nitekim İblis cevabında bu ikinci şıkka tutunarak, ben ondan hayırlıyım… (A'raf, 7/12) dedi. (Hak Dini, İlgili ayetin tefsiri)

h) Kanaatimize göre, bu konuda şu iki yorum da kabul edilebilir bir konumdadır:

Birincisi: “Yoksa üstünlerden mi oldun?” ifadesi, Allah’ın sonsuz ilmiyle ileride -Firavunlar gibi- ortaya çıkacağını bildiği kimseleri kastetmiş olabilir. Bu ayette “Alilerden...” mealindeki ifadenin bir benzeri. Firavun için kullanılması, bu yorumu güçlendirmektedir.

İkincisi: Hz. Âdem’den önce cinler vardı. Sonra onlar kibirlenip Allah’a isyan ettiler ve meleklerle savaşıp mağlup düşmüşlerdi. İşte bu ayette cin kabilesinden olan İblise de âdeta eski cinlerin durumu hatırlatılmıştır.

“Amma meşhur olan manaya nazaran, o idrakli mahluk, cinlerden bir nev' imiş; yaptıkları fesaddan dolayı insanlar ile mübadele edilmişlerdir." (bk. İşaratü’l-İ'caz, s. 201)

ifadesinde de insanlardan önce cinlerin varlığına işaret edilmiştir.

Cinler nasıl abdest alır ve namaz kılar?

- Cinler gibi bize görünmeyen varlıklar hakkındaki dini vecibelerinin ne şekilde yapıldığını akılla bilemeyiz. Bizim bu konuda bilgilerimiz Kur’an ve sahih hadislere dayanmak zorundadır. Buna göre;

a) Cinlerin de insanlar gibi imtihana tabi tutulan, ceza ve mükâfatı olan bir varlık türü olduğunu Kitap ve sünnetten öğrenmiş bulunuyoruz. (Misal olarak bk. Enam, 6/130; Rahman suresi, özellikle 31. ayeti; Cin Suresi; Ahkaf, 46/29-32)

b) Fakat, cinlerin sorumluluk alanlarını bilemiyoruz. Çünkü buna dair elimizde bir delil yoktur.

Yaratılışları çok farklı olan cinlerin her konuda insanlar gibi yaşadıklarını söyleyemediğimiz gibi, insanların sorumlu olduğu dinin bütün konularında cinlerin de sorumlu olduklarını da söyleyemeyiz.

Kitap ve sünnetin bir şey demediği konularda bizim de sükût etmemiz şarttır.

Bilmediğimiz milyonlarca konuyu barındıran bilinmezler listesine bu gibi konuları da ekleyebiliriz.

c) Bununla beraber, “Hiç kuşkusuz, mescitler / secdeler Allah içindir. O halde Allah’la birlikte bir başkasına yalvarıp yakarmayın.” (Cin, 72/18) mealindeki ayetten cinlerin de namaz kıldıklarını anlayanlar olmuştur. Ancak bunun doğruluğunu tespit edemedik. Kaldı ki ayette yer alan bu ifade cinlere ait değildir.

Görebildiğimiz kadarıyla, tefsir kaynaklarının hiçbirinde bunun cinlere ait olduğuna dair bir açıklamaya rastlayamadık. Bilakis, tefsir kaynaklarında bu ifade, surenin başında yer alan “De ki: Bana vahiy edildi...” cümlesine atıf olduğu bildirilmiştir.

Buna göre bu ayetin muhatabı Hz. Peygamber (asm)'dir. Ve ayetin manası şöyledir:

“(Resulüm!) De ki: bir grup cinlerin (ben Kur’an okurken) beni dinledikleri (bilgisi) bana vahiy edildi.” (Cin, 72/1),

“Ve (yine bana vahiy edildi ki) şüphesiz Mescitler Allah’a aittir. O halde (ey insanlar! Oralarda) Allah ile birlikte hiçbir kimseye / hiçbir şeye yalvarıp yakarmayın / kulluk etmeyin.” (Cin, 72/18)

Bu ayetin böyle anlaşıldığını görmek için tefsirlere bakılabilir. (Misal olarak bk. Taberi, Zemahşeri, Razi, Beğavi, Beydavi, Nesefi, Semerkandi, İbn Kesir, Kurtubi, Bikai, Şevkani, Meraği, İbn Aşur, ilgili yer) 

d) Bazı fıkıh kaynaklarında cinlerin de namaz kıldıklarına işaret eden şu bilgiye yer verilmiştir:

“Namaz kılan kimseler -imam olsun cemaat olsun-, sağa sola selam verirken, sağında ve solunda bulunan insanları, cinleri ve melekleri niyet ederek selam verir. İmam ile cemaat, bu selamla aynı zamanda kendi aralarında da selamlaşmış olurlar.” (Muğni’l-muhtaç, 2/410-412)

Bu ifadede sanki cinlerin de arkada saf tutup namaz kıldıklarına bir işaret sezilebilir. Ama, namaz kılmadıkları halde de oralarda bulunabilirler… Bu bilgi de kitap ve sünnetten kaynaklı bir delile dayanmamaktadır.

Bununla beraber, eğer cinler namaz kılarlarsa abdest almaları da gerekir.

Namaz ilk farz kılındığında, Hz. Cebrail’in Peygamberimiz (asm)'e iki gün namaz kıldırdığı sahih hadislerle sabittir. Namaz kıldığına göre mutlaka abdest de almıştır.

Melekler gibi cinler de ruhanidir. Biri nurdan, bir nardandır. Nuraniler nasıl abdest aldıysa, Niraniler de aynı şekilde abdest alabilirler.

Cinler dünyada kaç asırdır yaşıyor?

Cinlerin kaç asırdır yaşadıklarını bilemiyoruz.

Ancak onların Hz. Âdem’in / insanların yaratılmasından çok önceleri var olduklarını biliyoruz.

 

Cinler insanlardan önce mi yaratılmış?

Bu husustaki ayette Allah Teala iki cins varlığın yaratılışını anlatarak şöyle buyurur:

“Andolsun ki biz, insanı pişmemiş çamurdan, kokuşmuş cıvık balçıktan yarattık. Cân’nı da (insandan) daha önce semûm ateşinden yarattık.” (Hicr, 15/26-27)

Ayetten anlaşıldığı gibi cân (cinler, cinlerin atası), insanoğlundan önce yaratılmıştır. İnsanın yaratılışının, kainattın yaratılışında son halka olduğu düşünülürse, Cân sondan bir önceki halka olarak yaratılmıştır.

Cinlerin ve bütün mevcudatın üstünde halife olarak gönderilen insan, mahiyet ve yaradılış özelliğinin yanı sıra, zeka, akıl, hafıza, muhakeme ve ibadet bakımından cinlere nazaran üstündür. Semavi bir dinden ders almayan bazı cinler, şeytandan aldıkları ders ile karakter itibariyle insanların bu üstünlüğünü kabul etmezler; onları kıskanırlar.

Bununla ilgili olarak Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de

“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tin, 95/4)

buyurmakla, insanın sadece cinlerden değil, bütün varlıklardan daha üstün olduğunu bildiriyor.

Cinler, insanların üstünlüğünü tanımadıkları gibi, onları güç durumda bırakır ve kendilerine muhtaç olmaları için ellerinden geleni yaparlar. Cinlerin mahiyetini ve yapılarını bilmeyenler, cinlerden medet umarlar. Cinci ve üfürükçüler, bu safdilleri ve bilgisizliği iyi değerlendirirler.

Cinlerin mahiyetini, yapılarını ve bünyelerini bilmeyen kişiler, bazen onları gözlerinde çok büyütürler. Yani cinleri her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, üstün kabiliyetli, insanların fevkinde görürler veya gösterirler. Bu tamamen bir hezeyandır.  

 

Yeryüzünde insanlardan önce kimler vardı?


Kur’an-ı Kerim’de geçen bazı ifadelerden, yeryüzünde insanlardan evvel insanlar gibi mükellef bir ım varlıkların da yaşadığı anlaşılmaktadır. Ancak bunların nasıl varlıklar olduğu hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Bu hususta Bediüzzaman şunları söylemektedir:

“Ben yeryüzünde kendime bir halife yaratacağım.”(Bakara, 2/30) ayetindeki “Halife” tabiri, dünyanın, insanların hayatına elverişli şartlara sahip olmazdan evvel yeryüzünde idrakli (düşünen) bir mahlukun bulunmuş olduğuna ve o mahlukun hayatına o zamandaki yerin evvelki vaziyetleri muvafık ve müsait bulunduğuna işarettir. “Halife” tabirinin bu manaya delaleti, hikmet gereğidir. Amma meşhur olan manaya göre, o idrak sahibi mahluk, cinlerin bir nevi (çeşidi) imiş; yaptıkları fesattan dolayı insanlar ile değiştirilmişlerdir."(1)

Hadisçilerin ve tefsircilerin görüşlerini toplayan Abdullah Aydemir, “Tefsirde İsrailiyat” isimli eserinde, bu konuda ortaya atılmış görüşlere delil teşkil eden , 

“Hani Rabbin meleklere: ‘Muhakkak ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti. Melekler de: ‘Biz seni hamdinle tesbih ve tenzih edip dururken –orada bozgunculuk edecek, kanlar dökecek- kimse mi yaratacaksın?’ demişlerdi. Allah (da): ‘Sizin bilemeyeceğinizi herhalde ben bilirim’ demişti.” 

ayetinin tefsiri münasebetiyle, tefsircilerin pek çok şeye temas ettiklerini, bunlardan birinin de arzın (yeryüzü) Âdem’den önceki sakinlerine ait bilgiler olduğunu söyler.

Abdullah İbn Ömer (r.a.): 

“Cân oğulları diye anılan cinler, Âdem (a.s)’in yaratılmasından iki bin yıl evvel yeryüzünde idiler. Yeryüzünü fitne ve fesada vermek suretiyle bozdukları ve kanlar döküp cinayetler işledikleri için, Allah onlara karşı meleklerden müteşekkil bir ordu gönderdi. Melekler tarafından iyice hırpalanan bu fesatçılar, denizlerdeki adalara sığınmak suretiyle canlarını kurtarabildiler. Bunun üzerine Cenab-ı Hak meleklere: “Muhakkak ben yeryüzünde bir halife yaratacağım…” dedi.

İbn-i Abbas şöyle diyor: 

"İnsan çamurdan yaratıldı. Yeryüzünde ilk önce cinler yaşarlardı. Onlar arzda kanlar akıttılar, birbirlerini öldürdüler. Allah onlara İblisin komutasında meleklerden askerler gönderdi. İblis ile onun komutası altında bulunanlar, öteki cinlerle savaşarak, onları denizlerdeki adalara ve dağların etrafına sürdüler. Bu zaferi kazandıktan sonra İblisin kalbinde gurur doğdu ve: “Ben, kimsenin yapmadığı bir iş yaptım” diye övündü. Allah onun kalbinde doğan bu gururu bildi. İblisin yanındaki melekler bunu bilmiyorlardı. Cenab-ı Hak, İblisin yanında bulunanlara: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” dedi. Buna karşılık olarak melekler: “Sen, bizim kendilerini tenkile memur edildiğimiz cinlerin yaptığı gibi orada fesat çıkaracak ve kanlar dökecek biri mi yaratacaksın?” dediler.(2)

 

 

Kaynak : sorularlaislamiyet.com








Bu haber 252 kez okundu.

                                                   1 + 5 = ?

HAVA DURUMU

ANKARA

SON YORUMLAR

Haber Scripti V5 © 2020 | İzinsiz ve Kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Espower Bilisim