Facebook'ta takip et.Twitter'da takip et. Abone Ol!
Halife Ulema Mezhep ve imamları
Ulema
2021-03-06 11:28

Halife Ulema Mezhep ve imamları

Dört Halife

 

Muhammed ve Hulefa-i Raşidin zamanında İslam'ın yayılışı

Hilafet sırasıyla:

  • Ebu Bekir
  • Ömer bin Hattab
  • Osman bin Affan
  • Ali bin Ebû Tâlib

Bazı kaynaklar buna sadece 6 ay gibi bir süre görev yapan beşinci halife Hasan bin Ali'yi de dahil ederler.

  • Hasan bin Ali bin Ebû Tâlib

Şiî kaynaklarına göre hilafet Ali bin Ebû Talib'le başlar ve ardından imamlar gelir. Sünni inancına göre; halifelerin yaşça en büyüğü Ebu Bekir, Muhammed'in en iyi dostudur, Mekke ve Medine dönemlerinde hep yanında olmuştur. Yine Sünni inancına göre, bu sebepler ile beraber Ebu Bekir'in Kuran-ı Kerim'de iki kişiden biri olarak geçmesi, ilk halife seçilmesinde etkin olmuştur.

 

Ebû Bekir

İslam peygamberi Muhammed'in sahabesi ve Dört Halife'nin ilki.
 
Ebû Bekir
Peygamberin Halefi - (Halîfetü Resûlillâh)

Ebû Bekir (Arapça: أبو بكر, d. 573 - ö. 634) ya da tam adıyla Ebû Bekr Abdullah bin Ebî Kuhâfe Osmân bin Âmir el-Kureşî et-Teymî (Arapça: عبد الله بن أبي قحافة عثمان بن كعب التيمي القرشي أبو بكر الصديق), İslam peygamberi Muhammed'in sahabesi ve Dört Halife'nin ilki. Muhammed sonrası Müslüman toplumda 632-634 arası liderlik ve yöneticilik yapması, bu sebeple Muhammed'in halefi olması kendisine ilk halife unvanını kazandırmıştır.

Hamla-i Haydari eserinde, Ebû Bekir'in ölümü

Müslüman olduktan sonra Muhammed, Ebû Bekir'e Abdullah ismini vermiştir. Sünni inanışına göre Muhammed'in en iyi dostudur. En yaygın kullanılan lakaplarından olan es-Sıddîk (sadık, bağlı, doğrulayıcı) sebebiyle sık sık Ebû Bekir es-Sıddîk olarak anılır. Sıddîk lakabının Miraç rivayetiyle ilgili olarak kendisiyle tartışan Mekkelilere "Eğer olayı bildiren peygamberse doğru bildirmiştir." şeklinde cevap vermesinden sonra kendisine verildiğine inanılır.

Muhammed'in, Ebû Bekir'in kızı Aişe ile hicret öncesinde Mekke'de evlenmesinden dolayı kayınpederidir. Halifeliği sırasında Kur'an'ı mushaf haline getirtmiştir. Sünni inanışına göre İslâm'a giren hür erkeklerin, Raşit Halifelerin (Dört Halife) ve Aşere-i Mübeşşere'nin ilkidir.

 

Soyu ve ailesi

Ebû Bekir, Benu Teym'lerin Kureyş kabilesindendir, Mekke'de doğmuştur. Babası Ebu Kuhafe, annesi Ümmü'l-Hayr Selma'dır.

 

Müslüman oluşu

Peygamber ilk vahyi kendisine haber verdiğinde Müslüman olmuştur. İlk Müslüman tarihçilere göre tüccardı. Kazancının büyük bir bölümünü İslam dini için harcadığı, yer alan Ebû Bekir ayrıca ilk Müslümanların İslama davet edilmesinde önemli rol almıştır. Muhammed 622 yılında Mekke'den Medine'ye giderken (Hicret) Ebû Bekir ona eşlik etmiştir. Bu konudan Kur'an'da Tevbe Suresi'nin 40. ayetinde bahsedilmiştir:

Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkar edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle berâber” diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz bir takım ordularla onu desteklemiş, böylece inkar edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Tevbe, 9/40)

Fahreddin Razi, Leyl Suresi'nin

"Temizlenmek üzere malını hayra veren takva sahibi, ondan (ateşten) uzak tutulur. Yüce Rabbinin rızasını istemekten başka onun nezdinde şükranla karşılanacak bir nimet yoktur. Ve o (buna kavuşarak) hoşnut olacaktır.

mealindeki 17-21. ayetlerinin, özel olarak Ebû Bekir'den bahsettiğini ve bunun Ebû Bekir'in Müslümanların en üstünü olduğu fikrini desteklediğini ifade eder.

Hicret sonrasında Medine'de Mescid-i Nebevî'nin inşasına katılmış, yardımcı olmuştur. Bundan sonra birçok gazveye katılmış, Bedir Savaşı'nda oğlu Abdurrahman'a karşı savaşmak zorunda kalmıştır.

 

Halifelik dönemi

Muhammed'in 632'deki ölümünden sonra yapılan çeşitli müzakerelerde Ebû Bekir'e bey'at edilmiş, tartışmalı bir şekilde kendisi halife olarak seçilmiştir.

Birinci Halife Ebû Bekir'in İstanbul- Ayasofya Camii'ndeki Hüsn-ü Hattı.

Şii kaynaklarına göre Fatıma Ebû Bekir'in halifeliği konusunda Ömer ile aralarında geçen tartışma sonucu ölmüştür.

Ridde Savaşları

Ebû Bekir döneminde Muhammed'in ölümünden sonra ortaya çıkan dinden dönme hareketlerine, (Asvadu'l-Ansi, Museylema Kezzâb ve Tulayha bin Huvaylid gibi) kendisini peygamber ilan eden çeşitli şahıslara, zekât vermek istemeyen kabilelere karşı savaşılmıştır.

Yeni doğan dinde başlayan dönme ve isyan hareketlerinin önüne geçebilmek için Ebû Bekir Halid bin Velid'i çeşitli baskın ve askeri seferlere göndermiştir. 632-633'te yapılan bu askeri seferler Ridde Savaşları olarak anılır. Halid bin Velid bu seferde üstün başarı göstermiştir. Orta Arabistan'ın kuzey bölgesinde "Beni Asad" kabilesinin lideri "Tulayha bin Hüvaylid" isyan başlatmıştı ve buna çeşitli kabileler de destek vermekteydi. Orta Arabiatan ortasında "Museylema Kezzâb" tarafından yönlendirilen Beni Hanife kabilesi isyanı çıkmış ve bu isyan Beni Asad kabilesince de desteklemekteydi. "Nejd"'de ise "Malik bin Nüveira" komutasında Beni Tamım ve diğer çeşitli kabileler Medine otoritesine karşı ayaklanmışlardı.

Önce Halid bin Velid Beni Tayy kabilesi lideri Adi'yi once kendi tarafına çekti. Eylul 632'de Buzakha Muharebesinde "Tulayha"yı mağlup etti ve geride kalanları da izleyen haftalarda elimine etti. Bundan sonra çok sayıda kabile Ebû Bekir'in otoritesini kabul ettiğini ilan ettiler. Bin Velid sonra Beni Saleem kabilesini de yendi.

Bu seferlerden sonra Beni Tamım kabilesi ve çok sayıda kabile bağlılıklarını bildirdiler. Ama "Malik bin Nüvayrah" reisliğindeki Beni Yarbu kabilesi Malik bin Nüvayrah bağlılığını bildirmedi. Halid bin Velid Nejd'de Malik bin Nuveira liderliğindeki isyancı kabile üstüne yürüdü.Fakat hiçbir organize direniş görmedi. Malik ordusu ve yandaşlarına dağılmalarını emredip çöle çekilmişti. Malik bin Nüveira ailesi ezana cevap vermedikleri gerekçesiyle tutuklandı. Malik Medine'ye para gönderip "aman" diledi ama bu kabul edilmedi. Malik'i yakalayan Halid bin Velid onu hemen öldürttü ve karısını da kendi haremine cariye olarak aldı.

Ebû Bekir "İkrima bin Ebu-Cehl" adlı komutanı "Musaylima" ile temas kurmak üzere Yamama bölgesine gönderdi ve Velid gelmeden ona çatışmaya girmeme talimatı verdi. Fakat Velid'i beklemeyen İkrima Eylül 632'de Musaylıma'ya başarısız bir hücum yaptı ve geri püskürtüldü. Ebû Bekir onu bu komutanlıktan geri aldı. Gönderilen Sürhabil kuvvetleri de Velid'i beklemeden hücum edip Müsaylıma'ye yenildiler. Sonunda Aralık 632'de 13 bin kişilik ordu ile "Musaylıma" ile Yamama Muharebesi'nde karşılaştı ve onu mağlup etti. Musaylama Vahşi bin Harp tarafından öldürüldü. Etrafı surlu Yamama şehri de hemen teslim oldu. Yamama şehrini merkezi olarak kullanan Velid buradan komşu bölgelere yaptığı seferlerle Orta Arabistan'ı Ebû Bekir idaresi altına geçirdi.

632'de Umman'da ve liderleri "Lakit bin Malik" altında Azd kabilesi ayaklandı. Eylül 632'de Ebû Bekir, "Hüdaifa bin Mihsan" komutasındaki birlikleri Umman'daki ayaklanmaları bastırması için gönderdi ve Kasım ayında yapılan "Daba Muharebesi" ile isyan bastırıldı ve Lakit bu muharebede öldürüldü.

Sassani İmparatorluğu'ndan Irak'ın alınması

Halid bin Velid'in Irak'ı fethi.

Ridde Savaşları sonunda Arabistan'ın tümü Ebû Bekir halifeliği altındaki ilk Müslüman devleti eline geçmişti. Bundan sonra Müslüman orduları İslam dinini yayabilmak için Arabistan dışına hücum etmeleri gerekmekteydi, İki alternatif bulunmaktaydı:

  • Kuzeydoğuda bulunan İran Sassani İmparatorluğu ve Irak;
  • Kuzeybatıda bulunan Bizans İmparatorluğu idaresinde Suriye.

Bu Arabistan dışında bulunan komşu ülkelere yapılabilecek hücumlar nedenleri şöyle açıklanmaktadır:

  • Arabistan ile iki büyük imparatorluk sınırlarında göçebelik yapan Arap asıllı kabileler yaşamaktaydı ve bunlar Zerdüştlük dininde olan Sasaniler ve Hristiyan dininde olan Bizans İmparatorluğu arasında tampon bölge rolünü oynamaktaydılar. Ebû Bekir'in bu Arap asıllı kabilelerin kendilerine çok benzeyen diğer Arapların kabul ettikleri Müslüman dinin kabul edeceklerini ve yeni dini daha da yaymaya çalışacaklarına inanmaktaydı.
  • Sasani ve Bizans imparatorluklarında vergiler hem belirli kaidelere uygun olmayarak keyfi ve gayri adil hem de gayet yüksektiler. Müslüman zekat ve diğer özel tarım vergileri adil ve düşük olma meyilliydiler. Bu sınır Arap kabilelerinin bu daha adil ve daha düşük vergi sistemini tercih edeceklerini düşünmekteydi. Ayrıca bu sınır Arap kabilelerinin daha zengin ve daha vergi toplamaya elverişli alanlarda yaşamaları ve bu alanlara da iç ve dış ticaretin gayet gelişmiş olması yeni Müslüman devletinin genişlemesine iyi bir mali kaynak olacağını düşünmekte olduğu bildirilmektedir. Ayrıca Irak ve Suriye'de gayet zengin şehirler bulunmakta idi ve buralardan yüksek ganimet toplamak imkânı bulunmaktaydı.
  • Yeni kurulan Müslüman devleti ufak, nüfusça ve servetçe zayıf bir devletti ve Sasani ve Bizans imparatorlukları gayet eski, dayanıklı tarihi geçmişi olan ve gayet güçlü devletlerdi. Ebû Bekir yeni kurulan Müslüman devletinin bu iki güç arasında ezilmesinden korkmaktaydı.

 

Kuzeybatı Arabistan'da bulunan bir kabile reisi olan Mütenna bin Haritha Ebû Bekir'in halifelik döneminde ilk defa Sasaniler üzerine akınlar yapmaya başladı ve bu akınlardan büyük ganimetler topladığı haberleri tüm Arabistan'a yayıldı. Mütenna bin Haritha Medine'ye giderek akınları ve sonuçları hakkında Halife Ebû Bekir'e bilgiler verdi. Bunları bir gelişme fırsatı olarak gören Halife Ebû Bekir Mütenna bin Harita'ya bir askeri komutan olarak unvan verdi ve onun Irak içinde daha derinlere akınlar yapmasını tavsiye etti. Bu tavsiyeye uyan Mütenna bin Haritha Irak üzerine gayet derin ve gayet başarılı olarak ganimet toplama akınları yapmaya başladı. Bu komutan hafif süvari akını taktikleri kullanarak bir atlı akıncı birliği ile çölün yakınlarında bulunan bir şehir, kasaba veya yerleşkeye gayet çabuk ve atik bir şekilde akın yapıp; ganimet toplayıp; daha Sasaniler ordusu harekete geçemeden yeniden çöl içinde hızla kaybolma taktiğini geliştirdi. Bu taktiğin yeni Müslüman devletinin ordusu tarafından da kullanılabileceği açıkça belli olduğu için Halife Ebû Bekir yeni bir istila hareketinde başarılı olacağını düşünmeye başlamıştı.

Ebû Bekir bu taktiği önce Irak üzerine Sasani İmparatorluğu üzerine uygulamaya başladı. Fakat Araplar asırlar boyunca İranlıların ileri medeniyeti yakınlarında yaşayıp İranlılara ve onların ileri medeniyetine karşı büyük bir gıpta duymakta idiler. Buna karşılık İranlılar ise Arapları medeniyetsiz çölde yaşayan göçebe gibi görüp onları devamlı küçümseme ile karşılamakta idiler. Onun için yeni Arap devletinin mutlaka bir çatışmada galip gelmesi gerekmekte idi; yoksa Arapların kendilerini küçük görme hisleri daha da güçlenecekti. Ebû Bekir galibiyet sağlamak için iki genel prensip kullandı. Akın yapacak Arap ordularının tümüyle gönüllülerden oluşması gerekmekteydi. Bu ordunun en deneyimli Arap komutanı tarafından komuta edilmesi gerekmekteydi. Bu komutan da hiç şüphesiz Halid bin Velid idi. Halid bin Velid sahte peygamber Müsaylime'ye karşı Yamama Muharebesi'nde galibiyet kazanıp onu öldürttükten sonra yine Yamama'da yaşamaktaydı. Ebû Bekir Halid bin Valid'e emir göndererek toplanan gönüllü Arap ordusunun başına geçerek Sasani İmparatorluğu'na ait olan Irak'a hücum edip fethetmesini istedi. Halife Ebû Bekir tüm Arabistan'dan toplanan gönüllü askerleri Halid bin Velid'e gönderip bir Arap ordusu kurdurdu. Kuzeydoğu Arabistan'da bulunan kabile liderleri olan Mutanna bin Haritha, Mazhur bin Adi, Harmala ve Sulma'nın da kendi kabile mensuplarından kurulan kabile birlikleri basında bu orduya destekçi olarak katılmalarına emir verdi. Mart 633'un üçüncü haftası içinde Halid bin Velid 10,000 kişilik bir ordunun başında Yamama şehrinden Irak'a doğru harekete geçti ve Kuzeybatı Arabistan'daki kabilelerinin 2.000'er kişilik ek birlikleri de Irak sınırlarında ona katıldılar. Böylece Halid bin Velid 18,000 kişilik bir hafif süvari ordusu ile Sasanilere Irak'ı fethetmek hedefiyle akıncı hücumuna geçti.

Bu ordu Irak'a girdikten sonra Sasani eyalet ordularına karşı arka arkaya dört muharebeye girişerek 4 kesin sonuçlu zafer kazandı: Nisan 633'te (günümüzdeki Kazıma, Kuveyt yakınlarında bir mevkide) Salassıl Savaşı, Nisan 633'un üçüncü haftasında Fırat Nehri yanında El-Madhār Nehir Savaşı; Mayıs 633'te tipik bir kıskaca alma stratejisini kullandığı Valaca Savaşı ve Mayıs 633 ortasında Ullays Savaşı veya "Kan Nehri Savaşı". Bu savaşlardan sonra zaten iç kargaşalıklardan zayıf düşmüş olan Sasaniler devlet idaresi büyük bir darbe yemiş oldu. Sasaniler'in Irak eyalet merkezi olan Hira şehri Halid bin Velid'in Arap ordusu tarafından Hira Kuşatma Savaşı'ndan sonra Mayıs 633 sonunda Araplar eline geçti. Halid bin Velid ordusu ile bir müddet burada kalıp orduyu dinlendirdikten sonra Haziran 633'te Anbar şehir üzerine gelip bu şehri kuşattı ve birkaç hafta süren Ambar Kuşatma Savaşı sonucunda Temmuz 633'te (günümüzde Irak El-Ambar vilayetinde Felluce yakınlarında bir harabe şehir olan) Ambar şehri de Arap ordusunun eline geçti.

Buradan Halit bin Velid güneye döndü ve Temmuz 633 de yapılan Ayn El-Tamr Muharebesinde sonunda gelerek Ayn El-Tamr şehrini eline geçirdi. Böylece Halid bin Velid tüm Irak'ın Fırat bölgesini Müslümanlar eline geçirmiş olmaktaydı. Ebû Bekir Ayaz bin Ganam komutasında diğer bir Arap ordusunu kuzey Arabistan'da büyük bir ticaret merkezi olan Davmat El-Candal üzerine göndermişti. Burada ve Suriye'de bulunan büyük Hristiyan "Kalp" aşireti ordusu Ayaz bin Ganam'ın ordusunu bir kalede sıkıştırdılar. Fakat Ağustos 633'un son haftasında Halid bin Velid kendi ordusuyla bu mevkiye gelerek Arap aşiret ordularıyla yaptığı Davmat El-Candal Savaşı'ni kazandı ve asi aşireti geri püskürttü.

Halid bin Velid bundan sonra Arabistan'a döndü. Fakat burada iken Sasani ordularının yeniden kendilerini toplayıp Irak'ı geri almaya hazırlandıkları haberini aldı. Sasani ordusu ve onları destekleyen Hristiyan Arap destek orduları dört grup halinde Hanafiz, Zumiel, Sanni ve Manzieh mevkilerinde toplanmışlardı. Halid bin Velid çok kurnaz ve çok parlak bir askeri düşünce gösteren bir savaş planı hazırladı. Emrindeki Arap ordusunu üç gruba böldü. Kasım 633'te yapılan üç değişik muharebenin her birinde her bir Arap ordu grubu değişik yönden, yani üç değişik yönden, koordineli olarak Sasaniler ve müttefikleri ordusuna gece saldırısina geçtiler. Bu strateji arka arkaya Muzieh Savaşı; Samni Savaşı ve Zumeil Savaşı için Arap ordusu tarafından uygulandı ve bu muharebelerin hepsinde Halid bin Velid galip geldi. Bu üç önemli muharebeyi büyük hezimetle kaybeden Sasani ordusu Irak'ı Araplara karşı savunamaz hale gelmişti ve Sasani İmparatorluk başkenti olan Tizfon bile korunamaz hale geçip Arap hücumlarına açık kalmıştı.

Fakat Halid bin Velid Sasanilein başkentine hücuma geçmeden Sasani İmparatorluğu'nun güneyinde ve batısında bulunan tüm İran Sasani ordularını yenip elemine etmeye karar verdi. Bunun için Sasani İmparatorluğu ile Bizans İmparatorluğu arasındaki sınır şehri olan Firaz üzerine geçti ve Aralık 633'te bu mevkiye yetişti. Bu mevkide büyük bir Bizans ordusu ordugahı ve yine büyük bir Sasani ordusu ordugahı bulunmaktaydı. Bu iki ordu birleştiler ve Hristyan Arap aşiretlerinin yerel ordularını da takviye olarak aldılar. Aralık 633'te bu birleşik Bizans-Sasani-Hristiyan ordusu ile Arap Halid bin Velidin ordusu Firaz Savaşı'na giriştiler. Halid bin Velid ordusu galip geldi. Bu Arapların Irak'ı fethetmelerinin son savaşı olan Kadisiye Savaşı'ndan bir önceki savaş oldu. Halid bin Velid Sasani İmparatorluğu başkenti Tizfon yolu üzerinde Fırat Nehri üzerinde bulunan bir geçiş noktasında bulunan önemli bir kale olan Kadısiye'ye ordusu ile gitmekte iken Halife Ebû Bekir'den bir yeni emir aldı. Bizans İmparatorluğu elinde bulunan Filistin ve Suriye'ye karşı bir istila hücumu için hazırlanan Arap ordusunun komutanlığı kendine verilmişti ve bu ordunun başına biran evvel geçmesi gerekiyordu. 

Bizans İmparatorluğu ile Suriye için savaşlar

Suriye'nin önemli şehirleri ele geçirildi. Halid bin Velid komutasındaki İslam ordusuyla Doğu Romalıların Yarmuk'ta yaptığı Yermük Savaşı devam ederken halife Ebû Bekir ölmüştür.

Kuran'ın derlenmesi

Ebû Bekir, Yemame Savaşında hafızların bir bir öldürülmesi üzerine Kur'an'ı derlettirerek mushaf haline getirtmiştir.

Ölümü

Yaklaşık iki yıllık süren halifeliği hastalanıp ölmesiyle son bulmuştur. Son günlerinde yerine Halife olarak Ömer'i atamış, ahitnameyi Osman'a yazdırmıştır.

 

Eşleri ve çocukları

Ebû Bekir'in dört karısı olmuştur. Birinci karısı Kuteyla bint Abdüluzza bin 'Abd bin As'ad olup bu karısından (Esma adlı) bir kız çocuğu olmuş ve sonra boşanmıştır. İkinci karısı Ümmü Ruman bint Amir bin Umaymır bin Zuhal bin Dahman adlı bir kadından (Aişe ve Abdurrahman adlı) biri kız bir oğlan çocuğu olmuştur. Üçüncü karısı Esmâ bint Umeys bin Ma‘bed (Ma‘d) el-Has‘amiyye olup (Muhammed ibn Ebû Bekir) adlı bir oğlu olmuştur. Dördüncü karısı Habibe bint Harijah bin Zayd bin Ebu Züheyr (Banu el-Haris bin al-Hazrac kabilesinden) adlı olup (Ümmü Külsum bint Ebû Bekir adlı) bir kızı olmuştur. Ebû Bekir'in eşlerinden Kuteyla İslam'ı kabul etmemiştir ve Ebû Bekir onunlar İslam'dan önce evlenmiş ve sonradan boşanmıştır.

 

Lakapları

Sıddık-ı Azam, Câmiu'l Kur'an, es-Sıddîk, el-Atik lakaplarıyla bilinirdi. Ayrıca çok fazla teheccüde kalktığından dolayı "Vaktı Seherde Teheccüd Kılanların Babası" olarak da bilinir.

 

Ömer

İslam devletinin 2 - Cİ halifesi. Ömer ibn Hattab
 
Ömer bin Hattab
Müminlerin Emiri - (Emirül mu'minîn)

Ömer bin Hattab, (Arapça: عمر ابن الخطاب; d. 581 - ö. 3 Kasım 644), Muhammed Peygamber'in bir sahabesi, İslam Devleti'nin Ebu Bekir'den sonraki Başkanı ve -i Mübeşşere]]dendir. Sünniler Ömer bin Hattab'ı zaman zaman "Ömer-ul Faruk" (عمر الفاروق) diye anarlar.

Ömer ibn-i Hattab
 
Arapça Hüsn-ü Hatt ile "Ömer el-Faruk Radıyallahu anhu Teala" yazısı
Râşidî Hilafetin 2. Halifesi ve Emîru'l-Mu'minîn
Görev süresi
634-644
Yerine geldiği Ebû Bekir
Yerine gelen Osman bin Affan
Kişisel bilgiler
Doğum 585
Mekke, Hicaz, Arabistan
Ölüm 3 Kasım 644
Medine
Milliyeti Arap
Evlilik(ler) Ümmü Gülsüm bint Ali, Atika bint Zeyd ve Ümmü Gülsüm bint Asim
Çocuk(lar) Abdullah bin Ömer, Asim bin Ömer, Hafsa bint Ömer ve Ubeydullah bin Ömer
Dini İslam
 

İlk yılları

Ömer, Mekke'de Beni Adi kabilesinde doğdu. Babası Hattab bin Nüfeyl, annesi Hanteme bint Haşim Beni Mahzum kabilesindendi. Ailesi orta sınıfa mensuptu. Babası tüccardı ve kabilesinde zekâsıyla meşhurdu, çok tanrıcıydı (putperest idi). Ömer çocukluğundan itibaren deve çobanlığı yapmaya başladı. Ömer: "Babam çok acımasızdı. Develeri güderken dinlenmek için işi bıraktığımda beni döverdi" demiştir.[1] Ömer küçük yaşta okuma yazma öğrendi. İslam öncesi dönemde okur yazarlık nadiren vardı. Arap edebiyatı ve şiirle ilgilendi. Ömer ergenlik döneminde ata binme, dövüş sporları ve güreş öğrendi. Uzun boyu ve fiziksel üstünlüğü ile iyi bir güreşçiydi. Ayrıca iyi bir hatip olduğundan babasının yanında kabileler arası anlaşmazlıklarda hakemlik yaptı. Tüccarlık yaparken Roma ve Pers şehirlerine gitti ve buradaki düşünürlerle tanışma imkânı bulmuş oldu.

 

Müslüman oluşu

Ömer el-Faruk'un Ayasofya'daki Hüsn-ü Hattı.

Ömer, Mekke gayrimüslimlerince Muhammed'i öldürmek üzere görevlendirilmiş, yolda bu niyetini anlayan bir sahabe tarafından, hedef saptırmak amacıyla, gizli bir Müslüman olan kız kardeşinin evine yönlendirilmiş, önce gidip onunla ilgilenmesi söylenmiştir.

Kız kardeşinin evine geldiğinde evden gelen Kur'an sesini işiten Ömer "Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmektedir..." diye başlayan Kur'an ayetlerinden (Taha ve Hadid surelerinin ilk ayetleri) etkilenerek Müslüman olmuştur.

 

Halife oluşu

Ebubekir'in yaklaşık iki yıllık süren halifeliği hastalanıp vefat etmesiyle son bulmuştur. Son günlerinde ashabın görüşlerini alarak yerine Halife olarak Ömer'i tavsiye etmiştir ahitnameyi Osman'a yazdırmıştır.

 

Halifelik dönemi (634-644)

Ömer bin Hattab döneminde Bizans ile yapılan Yarmuk, Halep, Ecnadin, Demirköprü, Dathin, Firaz ve Qarteen muharebeleri ile Mısır, Suriye, Lübnan ve Filistin; Sasaniler ile yapılan Köprü, Nihavend, Kadisiye muharebeleri ile de Irak'ın tamamı ve İran'ın büyük bir kısmı fethedildi. Ömer bin Hattab döneminde hilafet dahilden güçlendi. Ömer adaletli bir hükümdardı, devlet memurları ve valileri her zaman kontrol ederdi. Beytülmal'ı müslümanlar arasında en iyi şekilde bölüştürmüştür. Kendisi çok yoksuldu, aylık geliri sadece 16–20 dirhemdi.3]

 

Vefatı

Miladi 31 Ekim 644'te, kendisinden alınan verginin azaltılmasını isteyen, ancak talebi kabul edilmeyen Mugire bin Şu'be'nin Fars kölesi Ebû Lü'lüe tarafından Medine'de sabah namazında hançerle saldırıya uğradı. Saldırgan intihar ederken, Ömer bin Hattab saldırıdan üç gün sonra 3 Kasım 644'te öldü.

 

İslam öncesi kültür mirasını yok etmesi

Halife Ömer'in adı İran ve Mısır fethinden sonra fethedilen topraklarda yazılı bilgi birikiminin yok edildiği iddiaları ile de anılmaktadır.[

 

 

Osman

Dört Büyük Halife'nin üçüncüsü
 
Osman

Dört Halifenin Üçüncüsü - (Hulefa-i Raşidin)

Osman bin Affan (Arapça: عثمان بن عفان) (d. 574/576 - ö. 17 Haziran 656), Dört Büyük Halife'den üçüncüsü, İslam peygamberi Muhammed'in cennetle müjdelenmiş sahabelerinden birisi. 644 yılından 656'daki öldürülmesine kadar, 12 yıl boyunca, halifelik yapmıştır; Dört Büyük Halife'den en uzun süre halifelik yapan odur. Şiâ'da halifeliği kabul edilmeyen sahabedendir; zira Şiî inancına göre hüküm sürmesi gereken ilk halife Ali'dir. Ümeyyeoğullarından (Emeviler) olan Osman'ın künyesi İslam peygamberi Muhammed'in kızı Rukiyye'den olan oğluna nispetle Ebu Abdullah'tır. Bunun dışında Ebu Leyla olarak anıldığı da olurdu.

Aynı zamanda İslam peygamberi Muhammed'in de damadı olmuştur. Muhammed'in önce Rukiyye isimli kızıyla evlenmiştir. Daha sonra Rukiyye'nin vefat etmesiyle Muhammed'in bir başka kızı Ümmü Gülsüm ile evlenmiştir. Ümmü Gülsüm de kendisinden önce ölmüştür. Peygamberin iki kez damadı olması, iki kızıyla evlenmiş olması hasebiyle Zi'n-Nureyn yani "iki nur sahibi" olarak anılır. İki kere hicret ettiği için de Zatü'l Hicreteyn de denilirdi.

Ebu Bekir'in yakın arkadaşlarından olan Osman İslam'a inanan ilk kişilerdendir. Bedir dışındaki savaşlara katıldı. 644'te halife oldu. Sebe taraftarları evini kuşattı; oruçluyken, Kur'an okurken öldürüldü (656). Cenazesini Zübeyr kaldırdı, Bâkî Mezarlığı'na gömüldü. Osman zengindi, vahiy kâtibiydi. Kur'an'ı çoğaltmıştır. Lâkabı Nâşîr-ûl Kuran'dı. 146 hadis rivâyet etmiştir.

 

Müslüman olmadan önceki yaşamı

Osman Ta’if’te doğdu, sıcak yaz aylarında Mekkeli zenginler havası daha serin olan Taif’e giderdi. Osman’ın ailesi de tahminen bu sıcak yaz aylarında Taif’e gelmişti. Osman Muhammed'den 9 yıl sonra doğmuştur. Kureyş’in zengin Ümeyyeoğulları ailesindendi. Osman’ın babası Affan genç yaşta ticaret seferinde öldü. Osman babasından kalan mirasla aynı işi yapmaya devam etti ve Kureyş’in en zenginlerinden biri oldu.

 

Müslüman oluşu ve Halife olmadan önceki yaşamı

İslam’a geçişi

Osman İslam’ı kabul edişiyle birlikte tüm zenginliğini hayır işlerine harcadı. Suriye’den bir ticaret seferinden dönüyordu. İslam peygamberi Muhammed ona İslam’ı ve amacını açıkladıktan sonra arkadaşı Ebu Bekir ile yaptığı kısa bir konuşma sonrası Müslüman oldu[kaynak belirtilmeli]. Osman; Ali bin Ebu Talib, Zeyd bin Harise ve Ebu Bekir’den sonra Müslüman olan dördüncü erkekti. Osman'ın Müslüman oluşu ailesi Ümeyyeoğulları tarafından olumsuz bir şekilde karşılandı.[6] Osman'ın bu kararını teyzesi Ümmü Gülsüm ve üvey kız kardeşi destekledi. Osman daha sonra Muhammed’in kızı Rukiyye ile evlendi.

Habeşistan'a Hicret

Osman ve eşi Rukiyye 615 yılında Habeşistan’a yapılan hicrete katıldılar. Osman ticari zekâsı ve çalışkanlığını Habeşistan’da da devam ettirdi. İki yıl sonra Kureyş'in İslam'ı kabul ettiği haberleri Habeşistan'daki Müslümanlar arasında yayıldı, bunun üzerine Osman ve Rukiyye Mekke'ye geri döndü. Fakat Mekke’ye geldiklerinde haberin asılsız olduğu ortaya çıktı, bazı Müslümanlar Habeşistan’a geri dönerken Osman kalma kararı verdi ve tüm işlerini geride bırakarak ticari faaliyetlerine sıfırdan başladı.

Medine'ye Hicret

622 yılında eşi Rukiyye ile birlikte Medine’ye göç etti. Medine’ye ulaşıldıktan sonra muhacirler ensarın (Medineliler) evlerine konuk oldular. Osman’da Neccaroğulları kabilesinden Ebu Talha bin Tabit’in yanında kaldı. Kısa süre sonra kendi evini aldı. Osman, Medine’de kaldığı süre boyunca Ensar’dan ekonomik yardım almadı tüm malını Mekke’den getirdi. Medine halkı çiftçilik yapıyordu ticari faaliyetler fazla değildi. Tüccarlık daha çok Yahudilerin elindeydi. Osman bu durumu avantaja çevirdi ve Medine’de Müslümanların yararlanabileceği ticaret ağı kurdu ekonomik olarak Müslümanların refahını arttırdı.

Medine'deki hayatı

624 yılında Medine’den dönen Kureyş kervanlarına bazı Müslümanlar saldırdı ve zapt etti. Osman’ın eşi Rukiyye sıtma ve çiçek hastalığından dolayı yatmaktaydı ve Osman onun yanında kalarak Bedir Savaşı’na katılmadı. Bedir Savaşı başladığı sıralarda Rukiyye öldü ve defnedildi. Bedir’den dönen Muhammed kızının cenazesine yetişemediği için üzüldü.

Uhud Savaşı'ndan sonra Osman Muhammed’in diğer kızı Ümmü Gülsüm ile evlendi. Bu evlilik ile beraber Muhammed’in iki kızı ile evlendiği için “zinnureyn” (iki kez nurlanmış) lâkabı verildi. Hendek Savaşında Medine’yi korumakla görevliydi muharebe sonrası Yahudi Kaynukaoğulları ile çıkan sorunu Osman tüm köleleri satın alarak çözdü ve hepsini azad etti. Bunun üzerine birçoğu İslam’ı kabul etti.

Osman, Muhammed'in Veda Haccı sırasında onun yanında yer almıştır. Muhammed'in ölümünden sonra halife seçilen Ebu Bekir'e bey'at etmiştir. Ridde Savaşları sırasında Ebu Bekir'in danışmanı olarak Medine'de kalmıştır. Daha sonra Ebu Bekir'in Ömer'i bir sonraki halife olarak tayin eden belgesini kaleme alan da Osman'dır. Ömer'in hilafeti sırasında Ömer'e danışmanlık yapmış ve Medine'de kalmıştır.

 

Halifeliği

Osman bin Affan'nın Ayasofya'daki Hüsn-ü Hattı.

Ömer kendisinden sonra aralarından bir sonraki halifenin seçileceği bir şura kurulmasını talep etmiştir. Ömer'den sonra kimin halife olacağı tartışmaları sırasında arabulucu Abdurrahman bin Avf'ın, başkalarının görüşlerini de alarak kendisini seçmesiyle halife olmuş, kendisiyle birlikte halifeliğe düşünülen Ali de kendisine bey'at etmiştir.

İlk altı yıl

Osman’ın halife seçilmesine Muâviye’nin babası Ebu Süfyan, çok sevinmişti. Haşimoğulları ilk iki halifeye sürdürdükleri yumuşak tutumu halifeliğinin ilk 6 yılında Osman’a karşı da gösterdiler. Bu dönemde yapılan fetih hareketlerine katıldılar. Ebubekir zamanında oluşturulan Kur’an mushafının çoğaltılması ve bu nüsha dışındaki diğer nüshaların imha edilmesi konusunda Ali, Osman’ı destekledi.

Halife olduğu dönemde İslam devletinin sınırları genişlemiş ve ilk İslam donanması kurulmuş, birçok ekonomik reform gerçekleştirilmiştir. Ayrıca ilk İslamî paralar da onun zamanında basılmıştır; bunlar üzerine Bismillah lâfzı basılmış İran dirhemleri idi. İlk İslam devleti dirhemi daha sonraları Emevîler döneminde basılmıştır. Ayrıca Kâbe ve Mescid-i Nebevi de onun zamanında genişletilmiştir.

Osman bin Affan'ın halifeliğinin ilk altı yılında İran'ın fethi tamamlandı, Trablusgarp ve Tunus feth edildi. Kafkaslar'a giren İslam orduları Hazarlara yenilerek Kafkasların güneyine çekilmiştir. Şam'da ilk kez donanma kurulmuş, Kıbrıs bu donanmanın seferleri sonucunda vergiye bağlanmış, Rodos fethedilmiştir. Ayrıca Osman döneminde yapılan en büyük hizmetlerden biri Ebubekir döneminde toplanarak kitap haline getirilen Kur'an mus'haflarının çoğaltılarak önemli merkezlere gönderilmesidir.

İkinci Altı Yıl

Ama Osman'ın halifeliğinin ikinci altı yılı, ilk altı yılı kadar başarılı geçmedi. Müslümanlar arasındaki ilk ayrılıkların başlaması, Osman'ın ikinci altı yıllık halifeliğinde izlediği politikalar sebebiyle gerçekleşti.

Ali taraftarlarının Osman'dan Hoşnut olmayışının sebepleri

Osman’ın halifeliğinin ikinci 6 yılında takip ettiği siyaset, valiliklere akrabalarını tayin ettiği ve onlara aşırı düşkün olduğu iddiaları, Ali taraftarlarının halifeye karşı tavır takınmasına sebep oldu. Bu dönemde Ali ile Osman arasında görüş ayrılıkları yaşandı.[kaynak belirtilmeli]

656 yılında Mısır, Basra ve Kufe’den gelen ve Osman'ın halifeliğini kabul etmeyen isyancılar, Medine yakınında “Zi-Huşub” mevkiinde toplandılar. Şehre girip girmeme konusunda Medinelilerin fikrini almak üzere elçi gönderdiler. Medineliler isyancıların şehre girişine taraftardılar ancak Ali isyancıların şehre gelmemelerini söyledi.

Mervan'ın mektubu

Osman, isyancılara arabulucu olarak Ali’yi gönderdi. Durumun düzeltileceğini ve fesadın ortadan kaldırılacağına dair Ali onlara halife adına söz vermiş ve isyancılar Mısır’a gitmek üzere yola çıkmışlardı, fakat yolda rastladıkları bir adamın üzerinde bir mektup çıktı. Bu mektupta, Mısır’dan Medine’ye gelen isyancıların öldürülmesi isteniyordu. Bunun üzerine isyancılar Medine'ye geri dönerek mektubu ve içeriğini Ali’ye anlattılar. Ali, Osman’a bu mektuptan bahsetti. Osman böyle bir mektuptan haberi olmadığını söyledi. Sonuçta bu mektubu, Osman'ın kuzeni ve damadı Mervan’ın yazdığı ortaya çıktı.

Bunun üzerine Ali, arabuluculuğa devam etmek istemediğini söyleyerek evine çekildi. Bu sırada isyancılar Osman'ın evinin yakınlarına kadar gelerek Osman'dan ya halifelikten ayrılmasını ya da kendilerine komplo hazırlayan Mervan’ın kendilerine teslim edilmesini istediler. Halifenin her iki teklifi de kabul etmemesi üzerine evini kuşattılar.

Osman bin Affan'ın öldürülmesi

Osman'ın Bâki Mezarlığı'nda bulunan kabri, Medine, Suudi Arabistan

Osman evinin kuşatılmasından Ali, Talha, Zübeyr ve Aişe’yi haberdar etti. Ali isyancıların bizzat yanına gelerek onlara çıkıştı, yaptıkları bu hareketin kâfirlere bile yakışmadığını söyleyerek halifeye su gönderdi. Buna ilave olarak oğulları Hasan ile Hüseyin’i ve kölelerini halifeyi korumaları için gönderdi. Bu tedbirler etkisini gösterdi, nitekim isyancılar kapıdan girerek halifeyi öldüremediler; ancak komşu evlerin damlarından atlayarak Osman’ı öldürmeyi başardılar.

Ali'nin Halife oluşu

Osman’ın öldürülmesinden 5 gün sonra Ali, halife seçildi ve Medine halkı ona mescitte biat etti. Talha ve Zübeyr'in de biat etmesi halk tarafından çok iyi karşılandı. Çünkü Talha ve Zübeyr, Ali’nin haricinde halifeliğin en güçlü adaylarındandı. Diğer şehirlerden temsilciler de Medine’ye gelerek biatlarını yaptılar ve böylece Müslümanların çoğu Ali’nin halifeliğini kabul etmiş oldu.

Halife Osman’ın öldürülmesi ve yerine Ali’nin halife seçilmesi ile birlikte Emevî-Hâşimî mücadelesi yeniden başladı. Şam Valisi Muâviye, öldürülen akrabası Halife Osman'ın kanını Ali'den talep ederek onun öldürülmesinden Ali’yi sorumlu tuttu ve bu durum daha sonra İslam Tarihinde İlk fitne dönemi adı verilen süreçte, Ali'nin muhalifleriyle yapacak olacağı Cemel ve Sıffin Savaşı'nın bir sebebi durumuna geçti.

 
  • İlk Fitne
  • Cemel Savaşı
  • Sıffin Savaşı
  • Muaviye bin Ebu Süfyan
  • Osman'ın Kur'anı

 

 

 

Ali

Sünnilerin dördüncü halifesi ve Şiilerin birinci imamı
 
Ali
Allah'ın Arslanı - (Esedullah)

Ali bin Ebu Talib (Arapça: علي بن أﺑﻲ طالب‎; 599, Mekke - 28 Ocak 661, Kufe)[1][2], İslam Devleti'nin 656-661 yılları arasındaki halifesi. İslam peygamberi Muhammed'in hem damadı hem de amcası Ebu Talib'in oğlu olan Ali, Muhammed'in İslam'a davetini kabul eden ilk erkektir.[3][4] Sünni İslam'a göre Ali, dört halifenin sonuncusu, Şii İslam'a göre ise imamların ilki ve Muhammed'in hak vârisidir. Şii ve Sünni İslam arasındaki farklılaşmanın ana nedeni Muhammed'in gerçek vârisinin kim olduğu konusundaki görüş farklılığından ileri gelmektedir.[5]

Ali ibn Ebu Talib ibn Abdülmüttalib
Halife
Emîru'l-Mu'minîn
İlk İmam (Şii görüşü)
Arapça Hüsn-ü Hatt ile "Ali Radıyallahu anhu" yazısı
Raşidi Hilafetin 4. Halifesi ve Emîru'l-Mu'minîn
Sünni görüşü
Hüküm süresi 656-661
Önce gelen Osman bin Affan
Sonra gelen Hasan bin Ali
Emîru'l-Mu'minîn ve Şii İslam'ın ilk İmamı
Şii görüşü
Hüküm süresi 632-661
Sonra gelen Hasan bin Ali
 
Doğum 15 Eylül 601
Mekke, Hicaz, Arabistan
Ölüm 28 Ocak/29 Ocak 661
Kufe, Arabistan, Raşidi Hilafet

Ebu Talib ve Fatıma bint Esed'in çocukları olan Ali, Kabe'de doğan tek insan olup, İslam Peygamberi'nin himayesinde büyümüştür. Muhammed'e vahiy geldiğinde ise, onun davetini kabul eden ilk erkek olan Ali, hayatını İslam'a adamıştır. Peygamberin emri üzerine hicret gecesi onun yatağına yatan ve emanetleri sahiplerine ileten Ali, kısa bir süre içinde peygamberin ardından Medine'ye gitmiş, burada İslam Peygamberi'nin kızı Fatıma ile evlenmiştir. Medine döneminde başlayan ilk küçük çaplı savaşlardan başlayarak neredeyse katılmadığı hiçbir savaş olmaması hasebiyle, savaşçılığı ve cesareti ile bilinen Ali, üçüncü halife Osman bin Affan'ın öldürülmesinin ardından halk tarafından halifeliğe getirilmiştir.

Ali diğer bir kısım dini kişiliklerle birlikte "Ali kültü"nün merkezi kişiliğini oluşturur. Rivayet kültürüne dayalı eserlerde, Ali bilhassa ilmi, cesareti, imanı, dürüstlüğü, adanmışlığı, sadıklığı, cömertliği ve şefkati ile anılmakta olup, batıni Sufi gelenekler için en önemli mistik figürdür. Özellikle, tefsir, fıkıh ve dini düşünce alanındaki üstünlüğü kabul görür. Tarih bilimi açısından islami kişilikler, İslamın erken tarihi, ne zaman ortaya çıktığı, hangi coğrafyada doğup dünyaya yayıldığı konusu günümüzde belirsizliğini korumakta, bu konuda Mekke'nin yanında Petra başta olmak üzere farklı coğrafyalara işaret eden teoriler ileriye sürülmektedir. Tartışmalarda geleneksel anlayışın işaret ettiği Hicaz bölgesi dışında, Petra, Petranın kuzeyinde bir bölge ve Kufe ve Hire (Güney ırak) bölgeleri öne çıkmaktadır.

Soy; Anne-babası

Ali'nin annesi, Muhammed'in dedesi olan Abdülmuttalib (Şeybe)'in kardeşi olan Esed bin Haşim'in kızıdır. Abdülmuttalib öldüğünde, Muhammed'e annelik eden onu koruyup kollayan ve İslâm Peygamberi'nin ilk eşi Hatice bint Hüveylid'in ardından Müslüman olan ikinci kadındır.

Ali'nin babası, Kureyş'in liderliğini babası Abdülmuttalib'den devralan Ebu Talib idi. Ebu Talib, dedesinin ölümü sonrası kimsesiz kalan Muhammed'i himayesine aldı ve 43 yıl himayesini sürdürdü. Muhammed peygamberliğini ilan ettiğinde Kureyş, Ebu Talib'in ölümüne değin, kendisinden çekinmiş ve Muhammed'e zarar vermeye cesaret edememişlerdir.

 

Doğumu ve isim verilmesi

Mekke'de, 30. Fil Yılı'nın Recep ayının 13. günü, bir başka görüşe göre de Zilhicce ayının yedinci günü, Kâbe’nin içinde dünyaya geldi (MS 599). Annesi Fatıma Ali'yi doğurmak üzere iken Kâbe duvarına dayandı. Bu esnada duvarın yarıldığına ve bir sesin içeri gelmesini söylediğine inanılır.[15] Dördüncü gün dışarı çıktığında Fatıma'nın kucağında bir erkek çocuğu vardır. Ebu Talib ve ailesine müjde verilir, Muhammed herkesten önce gelerek bebeği kucağına alır ve o sıralarda eşi Hatice bint Hüveylid ile birlikte evinde kaldığı Ebu Talib'in evine kadar taşır [16] ve evliliğinin henüz ikinci ya da üçüncü yılındadır [17]).

Ali isminin Ebu Talib'e bu ilham olduğu, daha çok da bu ismin Muhammed tarafından verildiğine inanılır.

Çocukluğu

Ali'nin çocukluk dönemi, Muhammed'in çocukluk döneminin geçtiği evde geçmiştir. Her ikisi de Ebu Talib'i bir baba ve yönetici olarak tanıyorlardı; Fatıma bint Esed'e de anne diyorlardı. Bu ortamın, onun yetişmesinde çok önemli bir yeri olmuştur. Muhammed, Ali'yi omzuna alır Mekke'nin dağlarında, vadilerinde ve sokaklarında dolaştırırmış.

Ali’nin çocukluğunda bir kuraklık Mekke'yi sarmıştı. Muhammed, amcasının birer çocuğunu kendi yanlarına alarak onun ekonomik sıkıntısını hafifletmek istediğini bir diğer amcası Abbas'a bildirdi. Abbâs bin ʿAbd el-Muttalib Câ‘fer et-Tayyâr'ı, Muhammed ibn ʿAbd Allâh ise Ali'yi büyütmek üzere yanlarına aldılar. Ali, hutbelerinin, sözlerinin ve emirlerinin toplandığı kitabı olan Nechül Belağa'da o günleri şöyle anlatır: "Çocuktum henüz, o beni bağrına basar, yatağına alırdı, beni koklardı, lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi... Ben de her an, devenin yavrusu, nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim; o her gün bana huylarından birini öğretir ve ona uymamı buyururdu. Her yıl Hira Dağı'na çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi." 

 

Gençlik yılları ve Müslüman oluşu

Şîʿa ve Alevî inancına göre Ali, Müslümanlar arasında ilk inanan, 'Kâbe'de dünyaya gelen tek insan'dır. Sünnî kaynaklara göre ise, Hatice'den sonra, ikinci müslümandır.

 

Evlilikleri ve çocukları

1- Ali'nin ilk eşi Muhammed'in kızı Fatıma'dır. Ali Fatıma vefat edene kadar başkasıyla evlenmemiştir. Fatıma'dan 5 çocuğu olmuştur; isimleri şunlardır: Hasan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülsüm, Rukiyye ve Mûhsin ibn Ali. Mûhsin, henüz Fatıma'ın karnındayken, ölmüştür.[kaynak belirtilmeli]

2- Âmir b. Kilâb kabilesinden Ümmü'l-Benîn; Bu hanımdan El-Abbâs, Câfer, Abdullah ve Osman adlarında dört çocuğu olmuş­tur.

3- Temim kabilesin­den Leyla bint-i Mes'ud; Bu hanımından iki çocuğu olmuş­tur: Abdullah ve Ebû Bekir.

4- Has'amî kabilesinden Esma bint Umeys; Yahya ve Muhammedul-Asgar (Küçük Muhammed) dünyaya gelmiştir.

5- Muhammed'in damadı Ebû'l-As b. Rebi'nin kızı Ümâme; Ali'nin hanımlarından birisidir. Muhammedu'l-Evsat (Ortanca Muhammed) bu hanım­dan olmuştur.[kaynak belirtilmeli]

6- Havlet bint Câ'fer isimli eşi; "İbn-i Hânifîyye" diye de bilinen Muhammed bin el-Hânifîyye isimli oğlu dünyaya gelmiştir.

7- Urve b. Mes'ud es-Sekafi'nin kızı Ümmü Said; Ali'nin bu hanımdan Ümmü-Hüseyin (?) ve Büyük Remle adlı kızları olmuştur.

Ayrıca Süfyan bin Uyeyne'ye göre Ali'nin 17 tane cariyesi olmuştur.

Ali, eşlerinden ve cariyelerinden olma 14 erkek çocuk, 18 kız çocuk sahibiydi. Fakat nesli, Hasan, Hüseyin, Muhammed (İbn-i Hanefiyye), Abbas ve Ömer adındaki oğullarından türemiştir. Oğullarından çoğu Hicretin 61. Yılında Kerbela Savaşı'nda ölmüştür.[24]

Hicret - Medine dönemi

Alevîlik ile Şiîlik'te önemli bir yere sahip olan Zülfikar isimli kılıcın temsîlî bir resmi.

Rivayete göre Ali, canı pahasına, Mekke'lilerin İslâm peygamberini katletme kararı aldıkları hicret gecesinde peygamberin yatağında yatmıştır. Birçok tefsircinin görüşüne göre Allah bu fedakârlığı takdir ederek şu ayeti nazil etmiştir:

"İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla canını satar." (Bakara/207)

Muhammed hicret gecesi gizlice evden ayrılarak Medine'ye doğru yola çıkar. Ali daha sonra Muhammed'e emanet olan çeşitli malları sahiplerine iade ederek annesini, Muhammed'in kızı Fatıma Zehra'yı ve başka iki kadını da yanına alarak Medine'ye ulaşır.

Medine'de Muhammed müslümanlar arasında kardeşlik akdi okuttuğunda Muhammed, Ali'yi kendisine kardeşliğe layık gördü. Kızı Fatıma'yı zevce olarak ona münasip gördü. Bir yıl sonra da ilk çocuğu olan Hasan dünyaya geldi.

 

İslam tarihinde rolü

"Allah'ın Arslanı" olarak anılan Ali'ye atfedilen aslan biçiminde yazılmış naat duası kaligrafisi.

Peygamber Muhammed, Medine'ye Hicret'i emrettiğinde, Ali'yi Mekkelilerin emanetlerini dağıtması ve yatağına yatarak paganları atlatması için Mekke'de bıraktı. Ali görevini tamamlayıp Muhammed'den kısa bir süre sonra Medine'ye ulaştı. Medine'de Muhammed, Allah'ın onu Fatıma'ya lâyık gördüğünü bildirdi ve ikisini evlendirdi. Ali, Muhammed komutasındaki İslâm Devleti'nde son derece aktif roller aldı; neredeyse tüm savaşlara katıldı, ordu komutanlığı, tebliğ elçiliği gibi görevleri icra etti. Üçüncü Hâlife Osman ibn-i Affân'ın bir suikast sonucu ölmesiyle, halife seçilerek İslâm Devleti'nin başına geçti. Yönetimi sırasında Müslümanlar arasındaki ilk iç savaş (İlk Fitne) patlak verdi. Ali, Kûfe'de bir mescitte ibâdet ederken Haricîler'den Abdurrahman İbn-i Mülcem tarafından hançerli saldırıya uğradı ve birkaç gün sonra öldü. Kûfe yakınlarında toprağa verildi.[25]

İlk dönem İslâm kaynaklarının birçoğunda, Ali Kâbe'nin içinde doğan ilk ve tek insan olarak kaydediliir. Ali'nin babası yerel bir kabilenin şefi olan Ebu Talib, annesi Fatıma bint Esed'dir. Bununla birlikte Ali, Muhammed'in evinde ve onun gözetiminde büyümüştür. Muhammed, peygamberliğini ilan edip İslâmiyet'e davet etmeye başladığında, Ali bu daveti kabul eden Şia'ya göre ilk, Sünnilere göre (Hatice'nin ardından) ikinci insandır.

Ali, İslâm dünyasının hemen her yerinde, imanı, adaleti, ülke yönetimi, dürüstlüğü, savaşçılığı, cesareti ve ilmi ile anılır. İslâm tarikatlarının çoğu, kökenleri olarak Ali'yi gösterirler ve onun soyundan geldiklerini iddia ederler. Ali İslam tarihinde üzerinde en çok tartışılan şahsiyetlerden biridir.[kaynak belirtilmeli]

Ali'yi Allah'ın aslanı olarak resmeden bir hat.

Ali, Muhammed'in katıldığı tüm savaşlarda sancaktar olarak bulundu. Sadece Tebük seferi'ne Muhammed'in emri ile Medine'de kaldığı için katılmamıştır.

Bedir Savaşı'nda

Ali, Bedir savaşında karşı ordudan yirmi bir kişiyi öldürdü. Öldürdüğü kişiler arasında Muâviye'nin dedesi Utbe, dayısı Velid ve kardeşi Hanzele de vardı. Uhud savaşında ise Kureyş'in meşhur savaşçılarından dokuz kişiyle çarpıştı ve muvaffak oldu. Ali hakkında efsanevi anlatımlar bulunur. Bu anlatımlardan birisi de Ali'nin bu savaşta bedeninden yetmiş yara almasına rağmen son ana kadar peygamberin yanında savaştığı ve Cebrail'in, Ali'nin bu fedakarlığını görünce birkaç defa:

"Zülfikar'dan başka kılıç, Ali'den başka da yiğit yoktur" dediği rivayet edilidir.

Hendek Savaşı'nda

Hendek Savaşı'nda, Arapların ünlü savaş kahramanı Amr bin Abduved'in hendeği atıyla aşması üzerine çarpıştılar. Amr'a göre daha zayıf görünümlü olmasına ve Amr'ın küçümsemesine rağmen Ali galip geldi. Amr'ın, Ali tarafından yenilmesi Medine'yi kuşatan ve bu kuşatmayı destekleyenler arasında üzüntü ve ümitsizlik meydana getirdi. Hendek Savaşı'nın sonucunda Ali'nin bu başarısının önemli bir yeri olduğuna inanılır.

Hayber Savaşı'ında

Hayber Savaşı'nda, ilk iki taarruzu yönetenler (Ebu Bekir ve Ömer bin Hattab) bir başarı sağlayamayınca peygamberin sancağı Ali'ye verdiği, Ali bin Ebu Talib'in o gün galip gelinmesinde büyük rol oynadığı rivayet edilir.

Bu savaşta Ali'nin Hayber Kalesi'nin kapısını eli ile yıktığı ve bu kapıyı kendisi için kalkan olarak kullandığı söylenir. Hayber kalesinin alınmasıyla Şam Suriye ticaret yolunun güvenliği sağlanmış oldu.

 

Muhammed'in ölümü, halifelik ve miras sorunları

Gadir-i Hum'da Ali'nin seçilmesi, İlhanlılar dönemi el yazması görseli

Ali, Muhammed öldüğünde 33 yaşındaydı. Peygamberin damadı ve amcasının oğlu olması hasebiyle en yakın akrabası konumunda olduğundan defin hazırlıklarıyla ilgilendi. Bu sırada Ebu Bekir ve Ömer bin Hattab Devlet işleriyle ilgileniyordu. İslam kurallarına göre naaşın defin öncesi yıkanması ve kefenlenmesi işlemlerini bizzat kendisi yaptı.

Sünnîlere göre Cennetle Müjdelenen On Sahabe'den biri, Dört Büyük Halife'den sonuncusu; Şiîlere göre ise Ondört Masum'dan biri, On İki İmâmlar'ın ilki ve Muhammed'in hak halefidir. İslam'daki Şiî-Sünnî ayrımı Ali'nin halifeliği mevzuuna dayanır.[25][27] Sünnîler, Muhammed'in bir halef bırakmadığını (dolayısıyla Müslümanların seçimi ile halifenin tayin olunduğunu söylerlerken), Şiîler ise Ali'yi halef bıraktığını söylerler ve ilk üç hâlifeyi kabul etmezler.

632 yılında Muhammed'in ölümünden sonra Müslüman toplumunun başına kimin geçeceği kaygısı baş gösterdi. Müslümanların bir kısmı ilk olarak Ebu Bekir'in halifeliğini kabul ettiler. Ebu Bekir'den sonra ise sırasıyla, Ömer bin Hattab, Osman bin Affan, ve Ali'nin halifeliği kabul edildi. Bununla beraber bir kısım Müslümanlar peygamberin amcasının oğlu ve damadı olan, çocukluğundan itibaren peygamberin evinde büyümüş ve onu korumak için kendi hayatını tehlikeye atmış olan Ali'nin ilk halifelik için daha doğru bir seçim olduğunu düşünüyorlardı. Muhammed'in, Gadir-i Hum denilen yerde kendisinden sonra Ali'nin başa geçmesi gerektiğini bizzat söylediği rivayet edilir.

Muhammed'in dul eşlerinin yanı sıra Ali ve Fatıma'nın da Ebu Bekir'in hilafetinden hoşnutsuz olmalarının bir başka nedeni daha vardı. Muhammed öldüğinde geride önemli miktarda arazi ve mal varlığı bıraktı. Bunların en meşhuru tartışmaların da odağında olan Fedek Arazisi'dir. Ebu Bekir'e göre bu mal ve araziler peygamber tarafından halkın yararına idare ediliyordu ve dolayısıyla devlete ait kamu mallarıydı. Ali ise veraset ile ilgili vahiylerin Muhammed'in mirasını da kapsadığını iddia ederek bu duruma karşı çıkıyordu.

Eşi Fatıma'nın ölümünden sonra Ali, Fatıma'nın peygamberin mirasından payını almak için tekrar başvurdu ancak başvurusu aynı nedenlerle bir kez daha reddedildi. Bununla birlikte Ebu Bekir'den halifeliği devralan Ömer bin Hattab, Medine'deki arazileri Muhammed'in kabilesi Haşimoğulları adına Ali ve Abbâs'a verdi; Hayber ve Fedek Arazisi'ni ise devlet malı saydı. Şii kaynaklarına göre bu durum, Muhammed'in soyundan olanlara (Ehli Beyt), baskıcı halifeler tarafından yapılan haksızlıkların bir başka örneğidir.[31]

 

Halifelik dönemi

Halifeliği devrinde İslâm Devleti

Müslümanlar'ın bir kısmı, Ali'nin, kendinden önceki halifeleri kabul ettiğine inanırlar. Bununla beraber kendi halifeliğine kadar hiçbir savaşa katılmamış olması, diğerlerini halife olarak kabul etmediğine yorulur. Üçüncü Hâlife Osman ibn-i Affân âsiler tarafından öldürülünce, halk Ali'ye biat ederek onu Hilâfete seçti. Osman taraftarlarının bir kısmı onun katilini bulana kadar Ali'yi hâlife olarak kabul etmeyeceklerini söylediler ve Müslüman toplumu ilk kez iç savaşa sürüklendi. İslâm Devleti, Ali ile Muâviye'nin önderliğinde ikiye bölündü. Müslüman toplumunu ilk kez iç savaşa sürükleyen bu duruma İslâm literatüründe "İlk Fitne" denir.

Ali, 4 yıl 9 ay süren hilâfet'i müddetinde peygamberin sünnetine uydu. Toplumda çeşitli ıslahâtlara başvurarak, alt tabaka insanların iyi yaşamını temin etti.

İfk Olayı'ndaki tutumu ve Cemel savaşı

İfk Olayı, Aişe'nin 15 yaşında iken, bir sefer dönüşü esnasında kocası Muhammed'i genç bir Müslüman askerle aldattığı iddiasıdır. İddianın Müslümanlar arasında yayıldığında aldığı tutum nedeniyle Aişe'nin Ali'ye darıldığı, bu nedenle Ali'nin hilafetini desteklemediği düşünülür.[32]

Ali bin Ebu Talib, İslâm Devleti'nde çıkan karışıklıkları yatıştırmak için Basra yakınlarında ittifak kuran peygamberin dul eşi Aişe, Talha ve Zübeyr gibi İslâmiyet'in tanınmış simaları ile savaştı. Ali'nin zaferi ile sonuçlanan savaşta Talha ve Zübeyr öldürüldü.

Bu olay Aişe'nin devesinin etrafında gerçekleştiği için Arapça cemel (deve) kelimesine atfen Cemel Vakası olarak bilinir.

Sıffin Savaşı

Irak ve Şam sınırlarında Muâviye ile savaştı. Sıffin Savaşı olarak bilinen muharebeler 3 ay devam etti. Taraflar yenişemeyince hakem heyetine başvuruldu. Hakem olayından da net bir sonuç çıkmadı.

Nehrevan Savaşı

Ali'nin ordusu tarafından Haricîler'in büyük kısmı öldürüldü.

 

Ali'nin ölümü

Ali'nin öldürülmesi
Eser sahibi: Yousef Abdinejad

Nehrevan Savaşı'nda rakiplerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaştan sonra, Haricîler'den üç kişi Mekke’de Müslümanların siyasi durumları hakkında bazı müzakereler yaptıktan sonra Ali'yi öldürmeyi kararlaştırdılar. Bu üç kişiden Abd’ûr-Rahmân İbn-i Mûlcem, Ali'yi öldürmeyi üstlendi ve Kûfe’ye hareket etti. Kûfe'de bir mescitte ibâdet ederken[25] Haricîler'den Abd’ûr-Rahmân İbn-i Mûlcem'in zehirli bir kılıç darbesi ile yaralandı Bu saldırının amacı Nahrevan yenilgisinin intikamını almaktı.[25]

Hâlife Ali bin Ebu Talib, Abd’ûr-Rahmân İbn-i Mûlcem'in kılıç darbesinden sonra şöyle dedi: “Kâbe’nin Rabbine andolsun ki, kurtuluşa erdim”! İki gün evinde yattıktan sonra, hicretin 40. yılı Ramazan ayının 21. günü öldü (MS 661). Defnedildiği yeri uzun bir süre yalnızca en yakınları bilmiş ve yaklaşık bir asır sonra İmâm Câʿfer es-Sâdık onun mezarının Necef'te olduğunu açıklamıştır.

Ali vefat edince İslâm Devleti ve hilâfet, 20 yıllığına, uzun yıllar savaştığı Muâviye'nin eline geçti.

 

İslam toplumunda yeri

 

Ali tarihsel kişiliği dışında bazı topluluklar için mitolojik, insanüstü bir varlıktır. "Hak / Muhammed / Ali" üçlemesinde üçüncü sırada, bazen ikinci sırada yer alır. Örneğin; "Muhammed miraca gittiğinde varlık sınırının sonunda bir perde ile karşılaşır ve daha ileri gidemez, çünkü ileride yalnızca Tanrı vardır. Ancak konuşurken perde arkasından Ali'nin sesi gelir. Tanrı Ali'nin sesiyle konuşmaktadır." 

Ali-İlahilik O'nu bir tanrı olarak değerlendirir.

İslam toplumunda Ali algısına işaret eden çok sayıda söz bulunur

"Ben hikmetin şehriyim, Ali ise kapısıdır".

İslam peygamberi Muhammed, Ali için şöyle demiştir: "Senin bana oranla yerin, Harun’un Musa’ya oranla sahip olduğu mevkî gibidir; Ancak, benden sonra peygamber gelmeyecektir."

Harun, Musa peygamberin kardeşidir ve kendisine vahiy gelmeyen peygamberlerdendir. Musa ibadet için 40 günlüğüne Sina Dağı'na çekildiğinde, kardeşi Harun'u İsrailoğulları'nın başında bırakmıştır (Araf Suresi, 142. ayet). Bu nedenle İslam peygamberinin bu sözü de Şiilerce Ali'nin hilafet için en uygun ve hak sahibi kişi olduğuna yorulur.

Ebû’l-Kâsım Muhammed ibn ʿAbd Allâh ibn ʿAbd’ûl-Muttâlib (sağ) ve Ali (sol) ismi tek bir kelimede yazılmış.

"Ali’yi ancak mümin olan sever ve ona ancak münafık olan buğzeder". [Nesai]

"Ali’yi sevmek ateşin odunu yaktığı gibi Müslümanların günahını yok eder". [İ. Asakir]

"Ali’ye düşman olanın düşmanı Allah’tır." [Ramuz]

"İlim on kısım. Dokuzu Ali’de biri diğer halktadır. O bu biri de onlardan iyi bilir". [Ebu Nuaym]

"Ali’yi seven beni sevmiştir. Ona düşmanlık bana düşmanlıktır. Onu inciten beni incitmiştir. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmiş olur." [Taberani]

"İmanın birinci alameti Ali’yi sevmektir." [M. Ç. Güzin]

"Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır."

"Ya Ali! Hayatın benimle, ölümün benimledir."

"Ali dünyada ve ahrette kardeşimdir."

"Her kim Ali’ye eziyet ederse bana eziyet etmiş olur.

"Cennet üç kimseye âşıktır: Ali ibn-i Ebî Tâlib, Ammar ibn-i Yâsir, Selmân-ı Fârisî."

"Biz ʿAbd el-Muttalib’in çocukları, cennetin efendileriyiz. Ben, Hamza, Ali el-Mûrtezâ, Câ‘fer et-Teyyâr, Hasan el-Mûctebâ, Hüseyin Seyyîd’ûs-Şuhedâ ve Mehdi". [İbn Mace]

Sünni ve Şii kaynaklarda Ali bin Ebu Talib'in ilmi üstünlüğünden sıkça bahsedilir. Muhammed onu ilim şehrinin kapısıinsanların en bilginiahkâm ilminin en âlimi ve ümmete Ehli Beyt'i açıklayan kimse olarak nitelemiştir.

Kendisinin şöyle dediğine inanılır: "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.

 

Ayrıca bakınız

  •  Ehli Beyt
  • Şiîlik
  • İmamîlik
  • Keysanilik
  • Rafiziler (Zeydilik)
  • Yediciler (Karmatilik)
  • İsmâilîler (Yedicilik)
  • Mustaaliler (Mecîd’îyye/Hâfız’îyye-Tâyyîb’îyye)
  • Nizârîler (Haşhaşilik)
  • Batıniler (Hurûfilik)
  • İsnâ‘aşer’îyye (Onikicilik)
  • Caferiler (Ahbârîlik-Usûlîlik-Şeyhîlik)
  • Anadolu Alevileri (Alev’îyye)
  • Nusayriler (Alavîyyeh)
  • Ali-İlâhîler
  • Yâresânîler
  • On iki halife
 
Ali Osman bin Affan Ömer bin Hattab Ebu Bekir
 

Kaynak : Wikipedia.org


Bu haber 127 kez okundu.

                                                   10 + 7 = ?

HAVA DURUMU

ANKARA

SON YORUMLAR

Haber Scripti V5 © 2020 | İzinsiz ve Kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Espower Bilisim